Bunlar tatil hastalıkları!

Tatil hazırlıklarının telaşı hastalık riskini unutturmasın.

Son günlerde neredeyse herkesi bir tatil telaşı almış durumda. İşte bu telaş, zaman zaman tatilcilere yurt içinde ve yurtdışındaki seyahatlerinde bazı hastalıklarla karşılaşabilecekleri riskini unutturuyor.

Seyahat süresinde veya sonrasında tatilcilerin besin zehirlenmesi, turist ishali, kolera, tifo, sarılık, sıtma, sarı humma, zatürree gibi hastalıklara yakalanmaları söz konusu… Bu hastalıkların gelişmesinde seyahat şekli, bölgenin mikrobik yapısı ve tabiat şartları önemli rol oynuyor. Alman Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Cengiz Uzun, tatile çıkacak olanlara seyahat hastalıkları ve alınabilecek tedbirler konusunda önerilerde bulunarak şu bilgileri verdi.

“Bir çok kişinin ortak kullanım alanı olan yüzme havuzları en çabuk kirlenebilen alanlardır. Birçok bakteri, virüs ve parazit bu kirliliği doğurur. Suya karışan pek çok mikrop, suyun yutulması ile kişilerde ishal tablosu oluşturur.

Ayrıca havuzlardaki klor, kimyasal konjonktivit dediğimiz göz enfeksiyonuna sebep olur. Ayrıca durgun ve kirli sularda, yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizde yüzülmemesi gerekmektedir. Suya atlarken burun tutulmalı veya tıkaç kullanılmalı. Havuz ve deniz suyu yutulmamalı. Ciltte sıyrık ve kesik alanları varsa, yüzme sonrasında temiz su ve sabunla yıkanmalı. Kulak enfeksiyonlarını önlemek için kulak tıpaları takılmalı. Göz enfeksiyonlarını önlemede su altı gözlüğü veya maskeleri kullanılmalı. Lağım karışan alanlara yakın bölgelerde ve şiddetli yağmurlar sonrasında yüzülmemeli. Gelişebilecek ishal, solunum sistemi, cilt, kulak ve göz enfeksiyonlarının tedavileri konunun ilgili uzmanlarına danışılarak yapılmalı.”

Lejyoner hastalığına dikkat!

Tatilde karşımıza çıkabilecek bir diğer hastalık ise ‘Lejyoner Hastalığı’dır. Bu hastalık ‘Legionella pneumophila’ adlı bakterinin yol açtığı bir akciğer enfeksiyonudur. Bu bakteri göller, nehirler ve akarsular gibi yüzey sularında, termal su banyoları ve çamurların normal florasında bulunur. Tabiattaki ortamlardan şehir şebeke suyuna karışabilir. Bu sebeple binaların su tanklarında, air-condition sistemi soğutma kulelerinde, duş başlığı ve musluklarda çöken kireç tabakalarına yerleşebilir. Sudaki bu bakterilerin solunum sistemiyle akciğerlere ulaşması sonucunda enfeksiyon gelişir.

Bu hastalığın belirtileri, bakteri alındıktan 2-10 gün sonra ortaya çıkar ve ani başlar. Öncelikle halsizlik, yorgunluk ile başlayan şikayetlere ateş, öksürük, göğüs ağrısı ve nefes darlığı eklenir. Genelde başlangıçta balgam çıkışı olmaz. Bulantı, kusma karın ağrısı ve yaygın kas eklem ağrıları olur. Bazı hastalarda dalgınlık, huzursuzluk, bilinç bulanıklığı ve koma ile seyredebilir.

Kirlenmiş sularda Hepatit A riski

Tatilde bir diğer dikkat edilecek risk ise Hepatit A enfeksiyonudur.

Hepatit A, insan dışkısı, lağım suları ile kirlenmiş (Kontamine olmuş) suların içilmesi ve bu sularla yıkanmış yiyeceklerin tüketilmesi ile bulaşır. Hastalığı aktif olarak geçiren fertlerde kısa süreli kanda bulunduğu bir dönem vardır. O dönemde hastadan sağlıklı kişilere kan transfüzyonu yapılırsa bulaşabilir.

Klinik belirti ve bulgularla seyreden akut Hepatit A enfeksiyonunda sıklıkla halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, ateş, bulantı, kusma, karın ağrısı, sarılık, koyu renkli idrar, baş ağrısı, açık renkli dışkı, ishal, kas-eklem ağrıları ve üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları (öksürük, nezle görülür. Tabiatta özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan, ishale sebep olan mikroplar da bulunmaktadır. Bunlar, kanalizasyon karışan durgun sular, ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında uzun süre canlı kalarak çoğalabilirler. Bu mikroplu suların içilmesi ve bu sularla yıkanmış meyve ve sebzelerin tüketilmesiyle kişi mikrobu alır. İshal olan kişiler de dışkılarıyla çevreye bulaştırırlar.

İshale karşı nasıl mücadele edilmeli?

İshale bağlı gelişen sıvı ve tuz kaybı oldukça önem taşımaktadır. Bu sebeple, bu kaybın derecesi belirlenip, az oranda ise ağız yoluyla, şiddetli oranda ise damardan yerine konması gerekir. Ev ortamında da hazırlanabilen; 5 su bardağı kaynatılmış soğutulmuş suya 2 çorba kaşığı şeker, 1 çay kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konarak karıştırılır. Her ishal sonrası mutlaka olmak üzere hastaya içebildiği kadar sık aralarla içirilir.

Tatilde beslenme

Yolculuklar sırasında sulu ve hafif gıdalar tercih edilmesi gerekmektedir. Diyabetiklerin düşük kan şekerine karşı yanlarında kurutulmuş meyveler veya kurabiye gibi yiyecekler bulundurmaları önerilir. Dondurma gibi süt ürünleri (muhtemel uygunsuz pastörizasyon ve soğutma işlemleri yüzünden), sokak satıcılarında satılan yiyecekler, marul, domates gibi taze sebze ve meyveler kullanılmamalıdır. Kimyasallardan etkilenmiş sebzelerin kullanımı sakıncalı olduğundan, kistlerin ve patojenik bakterilerin ortadan kaldırılması için kaynatılması uygun olur. Meyveler soymadan yenmemeli. Et ve balık iyi pişirilmeli ve sıcakken tüketilmelidir.

Yaz ishalleri mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyve ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Yaz aylarında su tüketiminin artması nedeniyle kişilerin hijyene daha fazla dikkat etmesi gerekiyor.

Yaz aylarıyla birlikte tabiattaki sıcaklık artışı, canlıların ve dolayısıyla da insanların daha fazla su tüketmesine neden oluyor. Ancak bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri mikroplu suların içilmesi veya bu su ile yakınmış yiyeceklerin tüketilmesiyle kendini gösteriyor.

En önemli belirti, dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı miktarı ve su içeriği, ince bağırsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır, kalın bağırsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir.

Seyahatlerde bu hastalıklar sık görülüyor:

Yapılan araştırmalara göre seyahatlerde en sık rastlanılan sorunlar şunlar:
-turist ishali,
-gıda zehirlenmeleri
-sarılık
-jet lag,
-taşıt tutmaları
-baş dönmesi,
-ayak şişmeleri
-varis
-derin ven trombozları

Seyahatlerde görülen mikrobik hastalıklar:

-menenjit
-kolera
-Lejyoner hastalığı
-tifo
-HIV
-B tipi sarılık
-kuduz
-A tipi sarılık
-zatürree
-sıtma
-bağırsak iltihabı
-turist ishali

Seyahatte yanınızda olması gerekenler

-Uzun kollu gömlek, uzun pantolon ve şapka
-Haşerelere karşı aerosol sprey
-İshal ilacı
-Portatif su filtreleri ve iyot tabletleri (özellikle açık alan veya kampa gidiyorsanız)
-Güneş kremi ve güneş gözlüğü
-Reçeteli tüm ilaçlarınız ve reçeteleriniz

Yolculukta neler yapılmalı?

-Bol su için
-Alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durun
-Bol, terletmeyen ve rahat giysiler giyin
-Kısa aralıklarla uyumaya çalışın
-Oturduğunuz yerde basit bacak ve ayak egzersizleri yapın, dar ayakkabı ve çorap giymeyin
-Saat başı yolculuk ettiğiniz taşıtın koridorunda kısa yürüyüşler yapın,
-Mümkünse yolcuktan hemen önce doktorunuza danışarak bir Aspirin alın.
gerçekgündem

  • Comments Off

Üç Boyutlu Cilt Gençleştirme Sistemi!

Cilde genç bir görünüm sunan tedavi herkese uygulanabiliyor.
Renk, yapı ve esneklik ayarı ile cilde üç boyutlu genç bir görünüm sunan tedavi, ağrısız ve yan etkisiz olarak herkese uygulanabiliyor.

Güneş ışınlarının zararlı etkileri, hava kirliliği, yaşlanmayla birlikte lekelenmeler, kırışıklıklar ve elastikiyet kaybı ortaya çıkıyor. Bu sorunları gidermek amacıyla da karşımıza yeni bir yöntem çıkıyor: ‘Üç Boyutlu Cilt Gençleştirme Sistemi’! Yoğun vurulu ışık (IPL), Nd-YAG lazer ve Titan teknolojisini birleştiren bu sistem hakkında Acıbadem Bağdat Caddesi Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Yasemin Saray bilgi verdi.

Foto genesis: Yoğun vurulu ışık sistemi kullanılarak uygulanan ‘foto genesis’ işlemi derinin epidermis adı verilen en üst tabakasını etkiler. Bu ışık, melanin ve hemoglobin gibi hedef dokular tarafından emilir, emilen ışık dokuda ısı enerjisine dönüşerek hedef dokuları tahrip eder. Böylece lekeler, kızarıklıklar ve ince damarsal genişlemeler tedavi edilir. Ciltteki renk farklılıkları giderilir.

Lazer genesis: Nd-YAG lazer kullanılarak uygulanan bu işlem cildin üst dermis adı verilen tabakasını etkiler. Bu tabakada bulunan azalmış ve yapısı bozulmuş olan kollajen liflerinin yeniden çoğalmasını ve düzenli bir yapı oluşturmasını sağlar. Böylece genişlemiş gözenekler, derideki kalınlaşma, kabalaşma ve ince kırışıklıklar yok edilir.

Titan yöntemi: Güvenli bir kızıl ötesi ışık kaynağı kullanımı ile gevşemiş ve sarkmış cildi sıkılaştırmak için kullanılan bir yöntemdir. Bu ışık cildin derin dermis olarak bilinen en alt tabakasını ısıtarak kollajen liflerin kısalıp kalınlaşmasını, uzun dönemde ise kollajenin yeniden yapılanmasını sağlar.

Kimlere uygulanabilir?

Kahverengi lekeler, kızarıklık, ince damar genişlemeleri, geniş gözenekler, deride kalınlaşma ve kabalaşma, ince kırışıklıklar, deride gevşeme veya sarkma sorunu olan her hastaya uygulanabilir.

Hangi bölgelere uygulanır?

Foto genesis ve lazer genesis en sık yüz, el üzerleri ve dekolte bölgesine uygulanır. Titan yönteminin en sık kullanıldığı bölgeler ise yüz, boyun ve özellikle yeni doğum yapmış kadınlarda karın bölgesidir. Ancak bu üç yöntem de deride sorun olan vücut bölgelerine uygulanabilir.

Ağrılı bir uygulama mıdır?

Uygulamalar sırasında ağrı hissedilmez. Foto genesis uygulaması sırasında hafif bir batma hissi olabilir. Laser genesis işlemi deride hafif bir sıcaklık hissedilmesine neden olur. Titan uygulamasında ise daha belirgin bir ısınma hissi olur.

Kaç seans gerekir?

Her bir tedavi kişinin ihtiyacına göre hazırlanır, buna göre seans sayısı belirlenir.

Yan etkisi var mı?

Tedavi yapıldıktan sonra kızarıklık veya kabarıklık oluşabilir ve birkaç saat sonra ortadan kalkar.

Etkisi ne zaman görülür?

Tedaviden sonra görülebildiği gibi, 2-4 hafta sonra da etkisi başlayabilir.

Doz ayarı çok iyi yapılabiliyor

Üç Boyutlu Cilt Yenileme Sistemi’nin IPL özelliği, geleneksel IPL cihazlarına oranla daha güvenli. Çünkü diğer sistemlerde atış öncesinde cihazın istenilen dozda atış yapıp yapmadığı kontrol edilirken, bu cihazda atış kontrolü sürekli yapılıyor.

Programlanabilir dalgaboyları sayesinde koyu cilt tiplerine özel dalgaboyları ile güvenli ve etkin bir şekilde kullanılabiliyor.

Cihazla uygulama yapıldıktan sonra ilk 10 gün ve tabii ki daha sonra güneşin zararlı etkilerinden korunmaya devam edilmesi gerekiyor.

24 saat yoğun kimyasallardan kaçınılması önemli.

Güneşin zararlı etkilerinden dolayı yeni lekeler çıkabilir.

Güneş

  • Comments Off

Bitkilerle güzelleşin !

Bu doğal ve bitkisel tavsiyeler güzelleşmenize yardımcı olacak…
Sizlere anlatacağım doğal bitkisel sırlar bu kez çok önem taşıyor. Çünkü çizgi ve kışıklıkları engelleyen çok önemli doğal bilgiler vereceğim. Sadece dikkatle okuyun ve yaşamınızda en kısa zamanda bunları uygulamaya başlayın. Güzelliğinizi hormonlara borçlu olduğunuz biliyor musunuz?

Evet bedenimizde var olan ve “hormon” olarak anılan maddeler, genç görünümünüzü sağlıyor. Doğal denge o kadar mükemmel işliyor ki bunlar adeta cildin kendi ürettiği “gençlik kremleri” gibi. Teninizdeki ve saçlarınızdaki parlaklık bu maddelerin bedeninizde yeterli bulunup bulunmadığına bağlı. Bedenin hormon dengesi bozulduğunda hemen dış görümünüze yansıyor. Kadınlarda çok önem taşıyan bu hormonların azalması yüz hatlarında sarkma, gevşeme meydana getirebiliyor. Bu mucize hormonlar azaldığında güzelliğiniz mutlaka etkileniyor.

Teninizin pürüzsüzleşmesindeki sır

Herbalium olarak yaptığımız araştırmalar sonucunda, bir çok bitkide “güzelliğin sırrı” olan bu hormonlar hakkında bilgi ediniyoruz. Sizlerle de bu bilgiyi paylaşmak isterim: Teninizi pürüzsüzleştirmek, kuvvetlendirirmek, yaşlanma ve çevrenin hasar verici etkilerine karşı korumak için bedenin bu çok değerli maddelerini gözünüz gibi korumanız gerekir. Eğer azalmışsa doğadan faydalanarak onlara takviye yapmanız gerekir. Nasıl mı? Doğadan elde edilen (doğal ürün uzmanları tarafından özellikleri saptanan) bazı bitkiler ve doğal ürünler var! Tanrı’mızın kadınlara sunduğu gençlik kremleri dersek daha yerinde olur. Bunlarda ihtiyaç olan bu hormanlar var! Bitkisel hormonlar, cildin yenilenmesine yardımcı oluyor. Hücre kalitesini yeniden oluşturuyor. Epiderm üzerinde (Deri üzerinde), hücre yenilemesine hız veriyor. Çizgilerin derinliklerinde belirgin bir azalma ve cildin sertliği ve tonunda gözle görülür bir iyileşme sağlıyor. (Bizler de araştırmalarımız sonucunde bitkisel hormon içeren “bitki özü” takviyesi ile bu kremleri ve bakım yağlarını Herbalium olarak ürettik.)

Bitkisel Hormonlar sayesinde gençlik

Bu bitkisel hormonlar sıkılaştırıcı etki sağlar. Yenilenmiş deri gençlikle ışıldar. Yüz hatlarınızı gerer ve yüz ovalinizi şekillendirir. Bitkisel Hormonlar sayesinde cildinizi yaşlanmaya karşı korunur. Cildin kan damarları çeperlerini kuvvetlendirir. Cildiniz daha canlı, gergin, enerjik, güzel ve genç bir görünüme kavuşur. Bu konuda bilgi edinmeniz çok önemli. “Gerçek hormon” doğada nelerin içeriğinde var? Bu konudaki bilgileri edinelim ve unutmayalım: Bizler de başvuran insanlara, cilt tipi ve yaşını göz önünde bulundurarak, fito hormon içeren ürünleri tavsiye ediyoruz.

Peki hangi bitkilerde var: Bitkisel kökenli, vücutta östrojen benzeri etki gösteren “fitoöstrojen” olarak adlandırılan bitkilerde bulunuyor. Bitkisel östrojenler içinde en önemlisi soya yağı. Deride östrojen eksikliğinden kaynaklanan deri yaşlanması belirtilerini azaltan bazı hormonlar bedende azaldıkça sorun yapmayalım, doğal çözümünü bulalım. Kadınlarda 35 yaş civarlarında bu tür hormonal değişiklikler oluşmaya başlıyor. Ciltte hücre yapımı hızını düşürüyor. Yağ bezleri daha az çalışıyor. Menapoza girmesine henüz yıllar varken, bu yaşlarda herkes “daha kuru ve nemsiz” bir ciltten şikayet eder hale geliyor. Yaş dolayısıyla menapoza giren kadınlar ise bu tür sorunları sürekli yaşıyor. Fakat şunu da unutmayalım: bir çok kadın da erkenden menapozla karşılaşabiliyor. Ya da bazı hastalıklarla bedensel ve tensel olarak yaşlanıyor.

Hücre yenilenmesi uyarılıyor

Neyse ki bunlar bir hikmet-i mucize olarak doğada varlar. Örneğin ayçiçeği yağında, “fito hormon” olarak bilinen bu ürünler mevcut. Soya’dan ve yabani patatesten elde edilen bitkisel hormonları da sayabiliriz. Kolajen yapımını artıran, hücre yenilenmesini uyaran, cilde daha fazla güç ve nem kazandıran soyayı kadınlar evledinde mutlaka bulundurmalı. Bitkisel kökenli, vücutta östrojen benzeri etki gösteren, “fitoöstrojen” olarak adlandırılan maddeler, şimdi güzelleşmeye dair üretim yapan herkesin üzerinde durduğu konu. Ama sahte olmamasına, gerçekten “doğal” olmasına dikkat etmelisiniz. İşte bu hormonları ihtiva eden bazı önemli bitkiler:

Şerbetçi otu: Tonlarca parayı gidip çok pahalı kremlere vermeyin. Kırışıklık başgösteren ve canlılığını kaybetmiş ciltler için kullanılan hormonlar bu otta var. (özü mayadır)

Yulaf otu: Çok önemli bir ot. Akne sorunlarının tedavisinde bir çok sorunu çözüyor. Bunlar sadece bir kaçı ama hepsinde söz etmek için yerimiz yok.

Yalnız şunlara da dikkat edelim: Düzenli uyuyun, cilt düşmanı sigara ve alkol kullanmayın. Stresi yaşamamaya çalışın..

Keten tohumu: Bu da doğal bir mucize. Ciltte azalan bazı hormarolar ve yaşlanmaya, sarkık görünüme neden oluyor. İşte keten tohumu bu hormonları sağlıyor.

Yeşil çay : Maalesef biz çayın ülkesiyiz ama geç keşfettik yeşil çayı. Diğer ülkeler bundaki gençlik ikisinin çoktan farkına vardı. Çağın yeni bir fitoöstrojen kaynağı olan yeşilçay, kadınların evinden eksik olmamalı.

Sadece doğal yollarla gençlik ve güzellik konularında değil, bitkisel zayıflama, doğal brozlaşma, selülit sorunları ile başetme gibi konularda da bizlere danışabilirsiniz. 24 saat telefonlarımız ve maillerimiz hizmet vermektedir.

Doğallık, güzellik, zayıflık ve sağlık hep sizinle olsun …

iVillage / Volkan Kurt - Doğal Bitki Uzmanı

  • Comments Off

Selülitin ilacı çilek!

Kadınların çoğunun derdi olan selülite doğal yollarla karşı koymak mümkün.

Çilek, bacaklardaki selülit oluşumunu büyük ölçüde engelliyor.

İçinde antioksidanlar ve önemli miktarda C vitamini bulunduran çilek, yalnızca selülitten korumakla kalmıyor, kırışıklıkları engellediği gibi vücudun kansere olan direncini de artırıyor.

Meyvenin, biftekten 5 kat daha fazla demir içerdiği de saptandı.

Günde bir kase yoğurt yiyen kadınlar ise yemeyenlere oranla daha hızlı kilo veriyor ve selülitten kurtuluyor.
haber7

  • Comments Off

SAĞLIKLI BİR TATİL İÇİN ÖNERİLER!

Denizin, kumun ve güneşin tadını çıkarırken açık büfe mantığında öğünler ve güneşin zararlı ışınları sağlığınızı riske atabilir. Ancak dikkat edeceğiniz küçük detaylarla sağlığınızı koruyabilirsiniz.
Yılın yorgunluğunu atmak için yaz ayında çıkılacak kısa dönemli tatiller motivasyon kaynağı olacaktır. “Nasılsa tatildeyim” diyerek aklınıza gelen her şeyi yapmak günlük rutininizi bozabilir ve sağlık açısından risk alabilirsiniz. Dolayısıyla tatilinizi keyifle yaşarken dikkat etmeniz gereken konular olduğunu unutmamanız gerekiyor. Dikkat edilmesi gereken konular listesinde de başı beslenme ve güneşle iç içe olacağımız için cilt problemleri çekiyor. Bu iki konunun uzmanı isimler tatilde nasıl davranmak gerektiğini anlattı. Öncelikle özellikle açık büfe mantığında yapılan tatillerde nasıl beslenmek gerektiğini Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez’den öğrendik. Sonra da Cilt Hastalıkları Uzmanı Doktor Betül Şengör’e cildimizi tatilde nasıl koruyabileceğimizi sorduk.

Selahattin Dönmez
“Tatilde öğün atlamayın

Uzman diyetisyen Selahattin Dönmez “Tatil diye geç yatıp öğün atlanmamalı. Mutlaka güne kahvaltı ile başlamalısınız” diyor. Kahvaltının önemine dikkat çeken Dönmez “Kahvaltılarınız için iki küçük tabak kullanın. Birinci küçük tabakta peynir çeşitlerinden iki dilim seçin (unutmayın sert peynirlerin kalsiyum içerikleri fazladır), 4-5 adet siyah ve yeşil zeytin alın, bir ince dilim kepekli, çavdar veya mısır ekmeği kesin ve tabağın geri kalan kısmını meyve dilimleri ile zenginleştirin. ikinci küçük tabağa domates, salatalık, taze nane, taze maydanoz, roka, tatlı kırmızıbiber veya yeşilbiber koyun, içecek olarak açık az limonlu çay, taze sıkılmış meyve suyu veya kafeini azaltılmış az süt eklenmiş kahve içebilirsiniz. Kahvaltınızı en az 20 en fazla 30 dakika sürecek şekilde yavaş yavaş yapın. Kahvaltı sonrası en az 20 dakika hafif tempo yürüyüş iyi gelecektir” diyor. Tatilde açık büfe öğle yemeğinde ise bir taktik uygulamayı öneriyor Dönmez, “Orta boy servis tabağınızı alın ve göz ucuyla tabağınızı dört eşit parçaya bölün. Böylece sevdiğiniz her şeyden azar azar alma şansına sahip olursunuz. Dörtte bir kısmına zeytinyağlı sebze yemeği veya bir adet dolma, dörtte bir kısmına ızgara tavuk, balık, köfte veya et sote yemeği, dörtte bir kısmına yoğurt, geri kalan kısmına az yağ eklenmiş salata ve öğünün yanına bir dilim çavdar, kepekli veya mısır ekmeği ekleyin” diyerek sıralıyor.
Selahattin Dönmez akşam yemekleri içinse “Akşam yemekleri mümkün olduğunca sade, daha hazmı kolay, daha az enerji içeren bir öğün olmalıdır. Bol salata, biraz ızgara balık veya soslu et tercih edilebilir. Tatlı sevenler daha hafif bir akşam yemeği için tavuk etli,
peynirli, ton balıklı karışık bir salata tercih edilebilir. Bu salatanın ardından yarım kâse sütlü tatlı veya iki küçük top normal dondunrr yiyebilirler. Alkol almak istiyorsanız kalbi koruyucu bitkisel kimyasalları içeren bir su bardağı kadar siyah bira veya bir küçük kade kırmızı şarap tercih ediniz. Akşam yemeğinde sonra meyve dışında bir şeyler atıştırmayın” diyor.

BUNLARA DİKKAT EDİN

- Tatilin sağlık kulübünde veya otel odanızda mutlaka ağırlık ölçer bulundurun ve her gün tartılın. Böylece kilo aldıysanız öğünlerinizde daha dikkatli olmanız gerektiğini anlayacaksınız.
- Bol bol kapalı şişede arınık (steril) su için.
- Çok acıkırsanız kraker, meyve, sade patlamış mısır, kepekli galeta, gevrek atıştırın.
- Tatildeki bütün fiziksel aktivitelere katılmaya özen gösterin.
- Öğün atlamayın.
- Tüketilmesi daha uzun besinleri tercih edin. Örmeğin kivi suyu yerine taze kiviyi soyarak daha uzun sürede tüketebilirsiniz.
- Tatil boyunca beslenmenize özen gösterdiyseniz tek bir öğünde rahat davranabilirsiniz. Ancak bir sonraki öğünde yeniden porsiyonlarınızı kontrol altına almalısınız.

BETÜL ŞENGÖR
“VÜCUT İÇİN OLAN GÜNEŞ YAĞLARINI YÜZÜNÜZE KULLANMAYIN”

Nişantaşı Sclupture Therapy Center’da görev yapan Cilt Hastalıkları Uzmanı Doktor Betül Şengör güneş ve cilt sağlığı ilişkisini ve alınması gereken önlemleri şöyle belirtti;
“Ultraviyole B ve c Cildimizde renk değişimlerine, kılcal damarların ortaya çıkmasına, benlerin ve kötü huylu lezyonların oluşmasına zemin hazırlayan cildi yaşlandıran ışınlardır. Cilde verdikleri en önemli zarar ise çeşitli cilt kanserlerine neden olabilmesi. Güneşin yararlı olduğu durumlar da yok değil. Vücutta ciltte sentezlenen ve kemikler için çok önemli olan D vitamini sentezlenmesinde önemli rol oynadığı gibi sedef hastalığının, bazı cilt hastalıklarının ve aknelerin iyileşmesinde de olumlu etkileri görülüyor. Dolayısıyla güneşin çok etkili olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında güneşin altında uzun süre vakit geçirilmemeli. Gün içinde belli aralıklarla koruyucu krem kullanılması gerekiyor. Ayrıca yazın C vitamini ve çinko minerallerine yönelmek daha doğrudur. Güneşin yarattığı yaşlanma etkilerine karşı antioksidan etkisi olan meyveler tüketilmelidir. Bol yeşillik, üzüm (çekirdeği de çiğnenerek) mor olan meyveler tavsiye edilebilir.’
h2.habertürk.com

  • Comments Off

Doğal kozmetiklere dikkat!

Tüketicilerin doğal kozmetik ürün alırken üzerini iyi okuyup öncelikle testırlarını kullanmaları öneriliyor.
Anadolu Üniversitesi (AÜ) Eczacılık Fakültesi Eczacılık Teknolojisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yasemin Yazan, tüketicilerin doğal kozmetik ürün alırken üzerini iyi okuyup öncelikle deneme boyutunu kullanmaları gerektiğini söyledi.

Giyimden kozmetiklere kadar geniş yelpaze
AÜ Sağlık Enstitüsü Müdürü, Farmasötik Teknoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Kozmetoloji Bilim Dalı Başkanı da olan Prof. Dr. Yazan, yaptığı açıklamada, 1970′li yıllarda tüketicilerin doğal ürünleri kullanmayı tercih etmeye başladığını, doğaya dönüşün insanların giyiminden kozmetik ürünlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını belirtti.

Tüketicinin üretici üzerindeki baskısının doğal ürün kullanmaya dönüşün en temel sebepleri arasında bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Yazan, şöyle konuştu:

“Tüketiciler kozmetik ürünlerden doğal olanları tercih etmeye başladı. Zamanla petro kimyasal özellikleri taşıyan kozmetik ürünleri tercih edilmemeye başladı. Tüketici fazla kimyasal reaksiyona uğrayan ürünlerden uzaklaştı. Ancak, dünyada kimyasal reaksiyon görmeyen ürün yok. Doğal kozmetik ürün denildiğinde floradan, faunadan, minerallerden elde edilen amacı belli olan ve yenilenebilen kaynaklardan yapılan ürünler akla gelmelidir. Günümüzde bitkisel ve mineral kaynaklı kozmetik ürünler kullanılıyor.”

EKSTRELERİN İÇİNDE ÇOK FAZLA BİLEŞEN VAR
Kozmetiklerde doğal cilt bakım ürünlerinin oranının yüzde 70 olduğunu belirten Yazan, bu ürünlerin de sadece yüzde 2’sinin tamamen doğallığını koruduğunu bildirdi.

Bitkisel ham maddelerin kozmetik ürünlerin içinde bitkisel ekstre olarak bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Yazan, şöyle devam etti:

“Ekstrelerin içinde çok fazla bileşen var. Söz konusu bileşenlerin bir kısmı toksik olabilir. Bu toksit maddeler cilde zarar verebilir.

Bu zararlar da önceden tespit edilemez. Doğal kozmetik ürünlerdeki ekstrenin içinde o kadar çok bileşen var ki hangisini tespit edeceksiniz? Tüketici doğal kozmetik ürün kullanmak istiyor. Ancak, doğal ürünler standarda bağlı olmadığından kontrol edilemiyor. Uzun yıllardan beri kozmetikte yaygın olarak kullanılan aloe veranın bile sadece bir türü standart edilebildi. Bitkisel kozmetik ürünlerde kullanılan ekstrelerin çok bileşenli olması, söz konusu bileşiklerin cilt üzerindeki reaksiyonlarının önceden belirlenememesi, bu ürünlerin sıkı yönetmeliklere bağlı olmaması ve standardının güç olması nedeniyle kozmetik sektörü ikiye ayrıldı. Sentetik kozmetik ürünlerin, sıkı yönetmeliğe bağlı olduğu ve önceden kontrol edildiği için kullanımı tercih ediliyor. Sentetik kozmetik ürünlerin cilt üzerindeki tepkileri önceden biliniyor.”

DOĞAL ÜRÜNLER GÜVENİLİR, ETKİN VE KALİTELİ OLMALI
Piyasadaki bazı kişi veya firmaların kozmetik ürünün içine yüzde 1-2 ekstre koyup “doğal” diyerek piyasaya sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Yazan, doğal kozmetik ürünlerin kanserojenite, mutajenite ve toksisitesinin belirlenmesinin gerektiğini bildirdi.

AB’nin, kozmetik sektöründe doğal ürünlerin piyasaya hakim olmasını istediğini anlatan Prof. Dr. Yazan, şunları kaydetti:

“AB, doğal kozmetik ürünlerin kontrolünü yapamıyor. Bitkisel diye piyasa çıkan sadece bir kaçında söz konusu testler yapılıyor. Kontrolden geçmeyen doğal kozmetik ürünler güvenilir, etkin ve ekonomik değildir. Doğal kozmetik ürünler güvenilir, etkin ve kaliteli olmak zorunda. Sentetik kozmetik ürünlerdeki sıkı yönetmelik, bitkisel kozmetik ürünler için yok. Bitkisel kaynaklı ham madde içeren kozmetik ürünler çok dikkatli kullanılmalıdır. Bir ürün üzerinde organik yazması ürünün organik olduğunu kanıtlamaz. Türkiye’deki üretim son derece riskli. O yüzden tüketiciler dikkatli olmalıdır. Tüketiciler doğal kozmetik ürün alırken ürünün üzerini iyi okumalı ve öncelikle ürünün deneme boyutunu kullanmalıdır. Kozmetik ürünleri tüketiciyi çok iyi bilgilendirmelidir. Doğal kozmetik ürünler sentetik ürünlerden daha zararlı olabilir. Üzerinde “doğal” yazan her ürüne de inanmamalıyız.”
ensonhaber.com

  • Comments Off

Küçük bir mucize tanesi; zeytin!

Zeytinin mucizevi bir besin olduğunu söylemeye gerek var mı? İçeriğindeki maddeler sayesinde en doğal yollardan bakım yapan zeytinin, hem içeriden hem de dışarıdan vücuda etkileri inanılmaz!

Bilimadamlarının tahminlerine göre neredeyse 6 bin yıla yaklaşan bir geçmişe sahip olan zeytin ya da zeytin ağacı, Akdeniz florasında yetiştirdiği yemişleriyle sadece yemeklere tat katmıyor. Zeytinin yağı aynı zamanda geçmişten bugüne vücut sağlığı ve güzelliğiyle ilgili gerçek bir mucize damlası.

İçeriğindeki doymamış yağ asitlerinin yanı sıra doğal E ve C vitaminleriyle zeytinyağı hem içeride hem de dışarıda vücudu agresif serbest radikallerden koruyor. Bunun yanında enfeksiyonları önleyici etkisi bulunuyor. Ayrıca cildin uzun süreli genç ve gergin görünümünü dengeliyor.

Mutfakta kullanıldığında ise içeriğindeki oleuropein maddesi kan dolaşımını düzenliyor.

PRATİK GÜZELLİK REÇETELERİ

Parlak saçlar: Kuru ve zarar görmüş saçlar için uzunluğuna göre 1-3 yemek kaşığı zeytinyağını saçınıza sürün. Uçlardan başlayarak diplere doğru ince bir tarakla dağıtın. Uygulama sonrasında kürü saçınızda gece boyunca bekletin. Kıyafetinize bulaşmaması için saçınızı tülbentle toplayabilirsiniz.

Dikkat: Zeytinyağı saçlardan kolay arınmadığı için önce şampuanı ıslanmamış saçta iyice dağıtın. Ardından hafif ıslatıp, parmaklarınızla saç diplerine masaj yaparak bol suyun altında iyice durulayın.

Vücut peeling’i: Cildinizin kurumaya yüz tuttuğunu hatta bazı bölgelerinizin sertleşip nasırlaştığını düşünüyorsanız, bunun için bir miktar tuz ve zeytinyağı karışımı iyi bir çözüm olabilir. Deniz tuzu ve yarım kase zeytinyağını ipeksi bir karışım oluşturana dek bir kapta iyice karıştırın. Yumuşak bir uygulamayla özellikle cildin sertleşmeye yüz tuttuğu dizler, dirsekler ve ayak topuklarını elde ettiğiniz karışımla ovun.

Dikkat: Bu uygulamayı haftada bir tekrarlayın. Böylece cildiniz yeterince yumuşak ve nemli kalacaktır.

Koku masajı: Bu masaj, ruhu şımartırken aynı zamanda vücudun da bakımını yapıyor. Zeytinyağı tüm vücut için mükemmel bir masaj aracı. Küçük bir kasenin yarısını zeytinyağıyla doldurun ve içine mevsime ya da ruh halinize uygun bir şekilde esansiyel yağ ekleyin. Çiçek ekstreleri arasında özellikle lavanta ve biberiye duyu organlarını harekete geçirir.

Dikkat: Yağı masaj öncesinde ılıklaştırdığınızda etkisini daha hızlı bir şekilde gösterecektir.

ajans5.com

  • Comments Off

BİLİNÇSİZ BRONZLAŞAN CİLT KANSERİ OLUYOR!

Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Harman, beyaz tenli, mavi gözlü ve kızıl saçlı kişilerde ani yanmalara bağlı olarak kansere dönüşen lezyonların ortaya çıktığını söyledi.

Prof. Dr. Harman yaptığı yazılı açıklamada, güneşe maruz kalan kişilerin güneşin yararlı ışınlarının yanı sıra zararlı ışınlarından da etkilendiğini belirterek, bu nedenle özellikle yaz aylarında güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak gerektiğini bildirdi.

Özellikle kapalı alanlarda geçirilen kış aylarının ardından yaz aylarında insanların güneş ışınlarından etkilenecekleri açık ortamlara yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Harman, bu durumda uzun süre güneş ışınlarına maruz kalan kişilerde doğrudan güneş yanıklarının meydana gelebileceğini belirtti.

Prof. Dr. Harman, kontrollü bir şekilde güneşli ortamlara çıkıldığında sağlıklı bir şekilde bronzlaşmanın mümkün olduğuna dikkati çekerek, şöyle dedi:

“İlk gün yarım saat, ikinci gün 45. dakika, üçüncü gün de bir saat güneşli ortamda bulunmalıyız. Bu şekilde cildimiz yavaş bronzlaşır, ancak sağlıklı bir bronzluk elde etmiş oluruz. Beyaz tenli, mavi gözlü ve kızıl saçlı kişiler güneşin zararlı ışınlarından daha fazla zarar görüyor. Koyu tenli kişilerin güneşten doğal olarak korunmaları söz konusu. Beyaz tenli, mavi gözlü ve kızıl saçlı kişilerde ani yanmalara bağlı olarak kansere dönüşen lezyonlar ortaya çıkıyor.”

Bazı kişilerin güneşe çıktığında bronzlaştığını, bazı kişilerin de bronzlaşmadığını belirten Prof. Dr. Harman, koyulaşan derinin zararlı ışınlara karşı iyi bir koruma gerçekleştirdiğini, bunun yanı sıra güneşe maruz kalan ve hemen yanan kişilerde ise bu korumanın zayıf olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Harman, uzun süre güneşe maruz kalacak açık tenli kişilerin güneşten korunması gerektiğini, bu korumanın koruyucu ürünler ya da şemsiye, şapka gibi yöntemlerle sağlanabileceğini anlattı.

Koruyucu ürünlerin bilinçsizce kullanıldığına da dikkati çeken Prof. Dr. Harman, “Güneş koruyucuların bronzlaştırdığına dair yanlış bir düşünce hakim. Koruyucu ürünler sadece zararlı ışınlardan korur. Yüksek koruma faktörlü ürünler kullanılmalıdır. Hafif koyu tenliler en az 30 faktörlü, açık tenliler ise en az 50-60 faktörlü koruyucu ürünler kullanmalıdır. Bu koruyucu kremlerin güneşe çıkmadan en az 15 dakika önceden cilt üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturacak şekilde sürülmesi gerekir” dedi.

Kanser vakaları

Prof. Dr. Harman, cilt kanserinin en çok İngiltere, Kuzey Avrupa, Amerika ve Avustralya’da görüldüğüne de dikkati çekerek, o bölgelerde güneşin etkilerinin fazla hissedilmemesi nedeniyle tatil yaparken bilinçsizce güneşlenenlerde kanser oluşumunun hızlandığını bildirdi.

Güneş ışınlarının cilt yaşlanmasına da yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Harman, ultraviyole ışınlarının cilt üzerinde 2 şekilde etki yarattığını belirtti.

Prof. Dr. Harman, güneş ışınlarının kısa ve uzun vadede çeşitli etkiler doğurduğunu kaydederek, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Güneş ışınlarının erken etkisi yanmaya sebep olur. Geç etkisi de ultraviyole ışınlarına bağlı cilt yaşlanması olarak etkisini gösterir. Deri yaşlanmasının iki türünden ilki kronolojik yaşlanma, ikincisi de fiziksel deri yaşlanmasıdır. Bu nedenle keyfi nedenlerle bronzlaşmak zararlı, bilinçli ve doğal bir şekilde bronzlaşmak ise faydalıdır.”

Kaynak : CNN Türk
  • Comments Off

Evde güzellik ‘bal gibi’ olur!

Evinizde hazırlayabileceğiniz maskelerle, pürüzsüz bir cilde kavuşabilirsiniz…

Yaz yaklaşırken sadece bedeninizi değil, cildinizi de forma sokmalısınız. Elma, bal ve limon gibi malzemelerle evinizde hazırlayabileceğiniz krem ve maskelerle, pürüzsüz bir cilde kavuşabilirsiniz.

Yaz yaklaşırken, insanların çoğu zayıflamak ve forma girmek için mücadele ediyor. Oysa sadece bedenimizi değil, cildimizi de sıcak yaz günlerine hazırlamamız gerekiyor. Yaz aylarında özellikle güneşin etkisiyle yıpranacak olan cildimizi, bahar aylarında tazelemek şart! Üsteli, bunu yapmak için kozmetik ürünlerine ya da güzellik merkezlerine servet ödememiz de gerekmiyor.

Daha genç ve sağlıklı bir cilde sahip olmak için öncelikle beslenmemize özen göstermeli ve sofralarımızda havuç, limon, ıspanak, bal, kırmızıbiber, brokoli, greyfurt, zeytinyağı, somon balığı ve keten tohumu gibi vitamin açısından zengin besinlere yer vermeliyiz. Tabii bir de, dışarıdan cildimize uygulayabileceğimiz ev yapımı kremler ve maskeler var. İşte evinizde kolaylıkla hazırlayabileceğiniz doğal karışımlar:

Yüzünüzdeki tüm lekelerden kurtulun

250′şer gram taze süt ve alkolü iyice karıştırın. Soğuk yerde muhafaza etmeniz gereken bu karışımla, her sabah uyanır uyanmaz ve akşamları yatmadan önce yüzünüzü temizleyin. Alkolü, derecesini eczanede azalttıktan sonra kullanın. Bu özel karışım, yüzünüzdeki lekelerin yok olmasını sağlayacaktır.

Makyajınızı bademli sütle temizleyin

Malzemeler:

Bir kâse dövülmüş badem
500 gram süt
1 tatlı kaşığı badem yağı

Dövülmüş bademleri ve sütü yaklaşık 8 dakika boyunca kaynatın. 10 dakika demledikten sonra ise süzün ve cam bir şişeye koyun. Ardından, üzerine badem yağını ekleyin. Her cilt tipine uygun olan bu karışımı, makyajınızı silmek istediğiniz zaman kullanın. Bademin cildi yumuşatan özelliği sayesinde, cildiniz yıpranmadan temizlenecektir.

Gergin bir yüz için estetiğe gerek yok

1 salatalık, 1 limon ve 1 elmayı sıkıp, karıştırın.

Bunların sularını cam bir şişeye koyun. Bu karışımın içine 1 tatlı kaşığı alkol ve 5 damla lavanta ilave edin. İçerdiği vitaminler sayesinde cildi gerginleştiren ve gençleştiren bu toniği, 7 gün boyunca her sabah ve akşam cildinize sürün. Yüzünüzün nasıl sıkılaştığına ve gençleştiğine inanamayacaksınız.

Bahar yorgunluğunu papatya çayıyla atın

300 gram kaynar suya bir tutam papatya ekleyin ve bu karışımı çay gibi demleyin. 3 gün boyunca soğukta beklettik ten sonra, sabah-akşam yüzünüzü bu tonikle temizleyin. Cildiniz bahar yorgunluğunun tüm izlerinden arınacak, canlılık ve ferahlık kazanacaktır.

Kuru cildin başlıca ilacı bir kaşık bal ve tereyağı

Eğer çok kuru bir cildiniz varsa, 1 tatlı kaşığı tereyağı ile 1 tatlı kaşığı balı iyice karıştırın. Bu maskeyi yaklaşık 30 dakika boyunca yüzünüzde, özellikle de göz çevrenizde bekletin. Dekolte bölgesine de uygulanabilen bu özel karışım, cildinizin B vitamini almasını sağlayacak ve nem kazanmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca her gün 1 adet havucu hafif zeytinyağında pişirip yemek de, kuruyan ciltlerin nem kazanmasını sağlar.

Dekoltenize karışık meyve masajı uygulayın

Çilek, elma, portakal, şeftali ve üzümü azar azar sıkıp, karıştırın. Bu kürle dekolte bölgenize masaj yapın. Karışımı 40 dakika boyunca cildinizde tuttuktan sonra, yıkanın. Bu karışım, vücudunuzun doğal yollarla vitamin almasını ve nemlenmesini sağlayacaktır.

Kış uykusundan ceviz kürü yardımıyla çıkın

1 kâse öğütülmüş cevizi alabildiği kadar kesilmiş sütle iyice karıştırın. Bu karışımı cildinizde yaklaşık 5 dakika boyunca bekletin. Ardından da iyice ovarak çıkarın. Haftada birkaç kez uygulayabileceğiniz bu kür, vücudunuzun kış uykusundan uyanmasına yardımcı olacak ve yazı dinç ve sağlıklı bir şekilde karşılamanızı sağlayacaktır.

Bebeksi bir ten için elmalı maske

Malzemeler:

-500 gram süt 1 elma
-1 çorba kaşığı yulaf unu
-1 tatlı kaşığı bal

Sütü, blender’dan geçirdiğiniz elmaları da içine atarak iyice pişirin. Diğer malzemeleri de karıştırıp, bu karışımı cildinize yayın. 30 dakika beklettikten sonra, yıkayın. Bu karışım cildinizin canlanmasını, yumuşamasını ve genç bir görüntü kazanmasını sağlayacaktır.

gerçekgündem

 

  • Comments Off

Ağız kokusuna cevizle son verin!

Sofralarımızda sıkça yer verdiğimiz, tatlılarımızın vazgeçilmez malzemesi ceviz, kabuğuyla, içiyle, hatta perde tabir edilen iç bölümünde yer alan odunsu zarlarıyla pek çok hastalığın tedavisine destek oluyor.

Sağlıklı Beslenme Uzmanı Dr. Dilek Polat, cevizin cilt rahatsızlıklarından saç dökülmesine, tiroit hastalıklarından ağız kokusuna kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceğini belirtti.

Dr. Polat, kalp sağlığı açısından büyük önem taşıyan doymamış yağ asitlerini yüksek düzeyde içeren cevizin, kolesterol birikimini ve damar sertliğini önleyici etkisinin halk arasında artık daha iyi bilindiğini, bu nedenle damak zevkinin yanı sıra, birçok insanın sağlık nedenleriyle ceviz tüketmeye başladığını söyledi.

”Doğanın mucizelerinden” cevizin farklı kullanımının ise iyi bilinmediğini ifade eden Polat, yaş ve kuru ceviz kabuklarının basit işlemlerle çok etkili sonuçlar vereceğini kaydetti.

-GÜÇLÜ VE CANLI SAÇLAR-

Dr. Polat, saç dökülmesine ve saçlarının yeterince canlı olmadığını düşünenlere cevizin kuru ve yaş kabuğunu öneriyor.

Polat, 20 tane cevizin sert kabuğunu 1 litre suda 10-15 dakika kaynatarak elde edilen suyun saç durulamasında kullanılması durumunda, saçların dökülmesinin son bulacağını belirtiyor.

Taze cevizin yeşil kabuğunun az suyla kaynatılması sonucu macun elde edileceğini anlatan Polat, bu macunun da saç maskesi olarak kullanılabileceğini kaydediyor.

-DİNLENME, TİROİD, AĞIZ KOKUSU-

Sağlıklı yaşamak ve beslenmek isteyenlerin mutfaklarından cevizi eksik etmemeleri gerektiğini ifade eden Dr. Polat, şu bilgileri verdi:

”8 tane cevizi bir bardak suda 2 gün bekletin. Günde iki ceviz olmak üzere tüketin ve cevizleri içinde beklettiğiniz suyu da için, 4 günlük kür sonunda ne kadar dinlenmiş hissettiğinize şaşıracaksınız. Cevizin arasında bulunan perdeleri atmıyoruz. 25-30 kadar ceviz perdesini bir litre suda güneş görmeyen bir yerde bir hafta bekletiyoruz. Sabahları aç karnına her gün bir bardak tüketiyoruz, tiroid hastalarına çok yardımcı olacaktır.

Ceviz yaprağını suda kaynatıp biraz zeytinyağı ekleyin. bu karışımla düzenli gargara yapıldığında ağız kokusu sorunu da ortadan kalkacaktır.”

Günde birkaç ceviz tüketmenin sindirim sistemi hastalıkları, öksürük, göğüs ağrıları gibi birçok şikayeti azaltığına işaret eden Dr. Polat, pürüzsüz bir cilt isteyenlerin de yine ceviz kabuğu suyundan yararlanabileceklerini kaydetti.

AA

  • Comments Off
Sonraki Sayfa »