Gebelikte az yemek, çocuğu özürlü yapıyor!

Gebelik süresince aldıkları kiloları nasıl vereceklerini düşünür ve hamilelik sırasında az yemeye ve diyet yapmaya çalışır. Ama bu durum iyiye işaret değil. Çünkü az beslenme özürlü doğuma neden olabilir.

Prof. Dr. Nilgün Turhan, bebek bekleyen anne adaylarını uyararak, gebeliğin diyet yapılacak, kalori kısıtlamasına gidilecek zaman olmadığını söyledi. Çünkü yanlış beslenme, özürlü doğumlara sebep olabiliyor.

Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Turhan, hamilelikte fazla kilo alma endişesi ile dengesiz ve yanlış beslenmenin bedensel ve zihinsel özürlü doğumlara neden olabileceğini söyledi.

Hamilelik boyunca doğru beslenmenin anne ve bebek sağlığı açısından büyük önemi bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Nilgün Turhan, hamilelik başlangıcında annenin beslenme alışkanlıklarını gözden geçirerek, gebelik için uygun beslenme biçimi geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

Prof. Turhan, “Bebek, annenin besin depolarından kendisi için gerekeni seçip alarak beslenir ve büyür. Bu nedenle hamilelik, doğum sonrası eski görünüme kolayca ulaşmak için az yemek yenilecek, diyet yapılacak bir dönem değildir.” dedi. Turhan, ayrıca gebelik sürecinde çok kilolu bir gebenin zayıflamak için uğraşmaması, kilosunu korumaya çalışması ve özellikle dördüncü aydan sonra kalori kısıtlamasına gidilmemesi gerektiğini ifade etti.

Turhan şunları söyledi: “Çok zayıf gebelerle birlikte, yetersiz ve dengesiz beslenen annelerde; ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, bedensel ve zihinsel özürlü doğumlar gibi tehlikelerle karşılaşılabilir. Annenin kendisinde de kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş ve kemik problemleri görülebilir.”
AŞIRI DA BESLENMEYİN

Prof. Dr. Turhan, bebeğin, ihtiyacı kadar olan besini anneden kullandığını, ihtiyaç fazlası kalorinin ise kilo olarak anneye geri döndüğünü, bu nedenle hamilelik döneminde bebek iyi beslensin diye normalin çok üstünde yemek yenilmesinin de anne ve bebekte giderilemeyecek hasarlara yol açabileceğini ifade etti.

Turhan, “Aşırı beslenme annede; şeker hastalığı, hipertansiyon, gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsi, zor doğum nedeni ile sezaryen ile doğum sıklığında artış gibi sorunlara neden olur. Bebekte ise iri bebek nedeni ile bebek ölümü, normal doğum sırasında omuz takılması gibi travmatik doğum hasarlarına yol açabilir.” diye konuştu.

YAZIN GÜNDE EN AZ 10 BARDAK SU İÇİN

Hamilelik döneminde annenin protein, vitamin ve mineral ihtiyacının arttığını aktaran Prof. Dr. Turhan şöyle konuştu: “Bol su tüketimi idrar yolu enfeksiyonu, oligohidramnios (bebeğin amnion sıvısının normalden az oluşu), erken doğum eylemi, solunum yolu enfeksiyonları, kabızlık, ishal gibi pek çok durumda koruyucu veya tedavi edici olabilir. Günde en az 8-10 bardak su içilmelidir.” şeklinde konuştu.

Gebelik sırasında nasıl beslenilmeli?

Prof. Dr. Nilgün Turhan, hamilelikte midenin aşırı dolmasıyla birlikte, kan şekeri oynamalarını önlemek için 3 ana ve 3 ara öğün şeklinde beslenilmesini tavsiye etti. Bu şekilde beslenmenin erken gebelikte bulantı şikâyetlerini engelleyeceğini, gebeliğin geç dönemlerinde de mide yanması ve şişkinlik şikâyetlerini azaltacağını belirterek şu örneği verdi:

SABAH: 1 bardak süt, 4 adet kuru kayısı, 2 adet ceviz, 2 dilim peynir (1 dilimi yerine 1 adet yumurta yenebilir), 1 dilim ekmek, 1 domates, 1 salatalık, maydanoz, yeşil biber, dereotu.

ARA ÖĞÜN: 1 meyve, 1 bardak ayran veya süt, 1 ince dilim ekmek.

ÖĞLE: 1 porsiyon etli kuru baklagil yemeği, 1 porsiyon pilav veya makarna, 1 bardak ayran, 1 porsiyon salata, 1 orta dilim ekmek, 1 adet meyve.

ARA ÖĞÜN: 1 dilim ekmek, 1 dilim peynir, domates ve salatalık, 1 meyve.

AKŞAM: 1 porsiyon et, balık, tavuk (sebzeli), 1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği, 1 bardak ayran, 1 porsiyon salata, 1 orta dilim ekmek.

GECE: 1 su bardağı süt veya 1 porsiyon sütlü tatlı, 1 porsiyon meyve.

Zaman

  • Comments Off

‘2 Yaş Sendromu’na dikkat!

Çocuğunuzun davranışlarında her zamankinden farklı tutumlar gözlüyorsanız bunun sebebi 2 yaş sendromu olabilir.

Çocuk Gelişim Uzmanı Mine İnal Akkaya, çocukların bir birey olduklarını farkedip inatçı davranışlar içine girdiği bu dönemi, “2 yaş sendromu” olarak adlandırıyor.

İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Akkaya, bu dönemde çocukların kişiliğinin oluşmaya, istediklerini nasıl yaptıracağını öğrenmeye başladığını belirterek, ebeveynler açısından anlaşılması ve dayanılması zor olan, gelişimin en önemli aşamalarından biri olarak tanımlıyor.

Literatürde “erken ergenlik”, “terrible two”, “çocukluk dönemi negativizm” olarak da isimlendirilen 2 yaş sndromunun her çocuğu aynı şekilde etkilemediğini ifade eden Akkaya, büyük ölçüde ailenin tutumu ve çocuğun kişilik özelliklerinin etkili olduğunu söyledi. Çocuk Gelişim Uzmanı Akkaya, “Bu sadece sizin çocuğunuzun başına gelen bir durum ya da hastalık değildir. 2 yaş sendromu, geçici ancak sabırla atlatılması gereken bir gelişim dönemidir.” dedi. Bu dönemdeki çocukların, isteklerini konuşmak yerine ağlayarak gösterdiğini belirten Akkaya, “İtiraz etmeyi severler. ‘Hayır, istemiyorum, gelmem, yapmam’ gibi olumsuz ifadeler kullanmayı tercih ederler. İstekleri yapılmadığında başını yere vurma, kendine ya da anne babaya vurma, nesneleri fırlatma, çığlık atma ve öfke nöbetleri geçirme gibi davranışlar sergileyebilirler.” şeklinde konuştu.

Bu dönemi sağlıklı atlatabilmek için bazı tavsiyeler de bulunan Mine İnal Akkaya, ebeveynlerin sabırlı davranması gerektiğine dikkat çekti. Anne, baba ve bakımında söz sahibi olan diğer kişilerin, çocuğun davranışlarına tepki verilmesi gerektiğini anlatan Akkaya, istediğini yaptırma ve tutturma krizleri sırasında kucağa almanın ve ilgi göstermenin, bu davranışların artmasına sebep olacağını vurguladı.

(CİHAN)

  • Comments Off

Çocuklarda kalp hastalıklarının belirtileri

Atatürk Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Ceviz, girişimsel kardiyolojik yöntemler ve ameliyatlarla artık en ağır doğumsal kalp hastalıklarının bile başarıyla tedavi edilebildiğini bildirdi.

Prof. Dr. Ceviz, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sağlık Yüksekokulunca düzenlenen ”Çocukluk Dönemi Kalp Hastalıkları” konulu konferansta, Türkiye’de her yıl ortalama 13 bin kalp hastası bebeğin dünyaya geldiğini söyledi.

Her doğan bin çocuktan 8′inde doğumsal kalp hastalığı görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Ceviz, şöyle konuştu:

”Çocuklarda görülen kalp hastalıklarının doğru tanısı ve zamanında tedavisi çok önemli ve hayat kurtarıcıdır. Özellikle yeni doğan döneminde erken müdahale önemli hale geliyor. Günümüzde girişimsel kardiyolojik yöntemler ve ameliyatlarla artık en ağır doğumsal kalp hastalıkları bile başarıyla tedavi edilebiliyor.”

Doğumsal kalp hastalıklarının erken teşhisi için bebeğin doğumundan itibaren düzenli muayeneden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ceviz, şöyle devam etti: ”Örneğin, annenin yüzünde sivilceleri var. Hekime sormadan sivilceleri için A vitamini kullanıyor. Yüksek dozda A vitamini kullanması, hamilelikte doğumsal kalp hastalığı oluşumuna neden oluyor. Hamileliğin erken dönemlerinde geçirilen enfeksiyonlar, akraba evlilikleri, kromozom anomalileri, annenin diyabet hastası olması, annenin hamilelikte alkol ya da sigara kullanması doğumsal kalp hastalığı oluşumuna yol açıyor.”

-”UYARICI BELİRTİ, ÇOCUĞUN DOĞDUKTAN SONRA MORARMASI”-

Bir kısım doğumsal kalp rahatsızlıklarında hastada hiçbir belirti olmadığını bildiren Prof. Dr. Ceviz, şunları kaydetti: ”Kalp yetersizliğinin temel vurgusu, bireyin güç kapasitesinin azalmasıdır. Ciddi ve erken müdahale gerektiren doğumsal kalp hastalıkları konusunda aileler için uyarıcı belirti ise çocuğun doğduktan hemen sonra morarmaya başlamasıdır. En sık görülen doğumsal kalp anomalisi, halk arasında genel olarak kalbin delik olması şeklinde tanımlanan hastalıktır.”

Hiçbir ebeveynin çocuklarının hasta olmasını istemediğini ifade eden Prof. Dr. Cengiz, ”Doğumsal kalp hastalığı bulunan bebekler de hayata yeniden, pürüzsüz olarak başlayabilir. Toplumda bu bebekler için ‘Ameliyat olsalar da yarım insan olarak kalırlar’ şeklindeki inanış artık tarihe karışmıştır. Yeter ki aileler, ortaya çıkabilecek hastalık belirtilerine karşı daha duyarlı olsun” diye konuştu.

stargazete.com

  • Comments Off

Doğuştan gelen işitme kaybının tedavisi mümkün!

Yeni doğan her 1000 bebekten 1 ila 3′ünde doğuştan gelen işitme kayıplarının hastanelerinde uygulanan ‘otoakustik emisyon testi’ ile tespit edilip tedavi edilebiliyor.

 

Yeni doğan her 1000 bebekten 1 ila 3′ünde görülen doğuştan gelen işitme kayıplarının özel ve kamu hastanelerinde uygulanan ”otoakustik emisyon testi” ile kolayca tespit edilip tedavi edildiği, böylece konuşma bozuklukları, sosyal gelişme geriliği ve kavramsal gelişme geriliği gibi sorunların  önüne geçildiği bildirildi.

Efes Kulak Burun Boğaz Dal Merkezi doktorlarından Opr. Dr. Muhittin Dadaş, Türkiye’de yapılan çalışmaların, yeni doğan bebeklerde ortalama 1000 canlı doğumda ortalama 1 ila 3 aralığında işitme kaybı görüldüğünü, yeni doğan yoğun bakım ünitelerindeyse bu oranın yüzde 4 ila 6′ya kadar çıktığını gösterdiğini, bunun yüksek bir oran olduğunu söyledi.

”Bu işitme kayıpları erken saptanmadığı zaman konuşma bozukluklarına, sosyal gelişme geriliğine, kavramsal gelişme geriliğine yol açar. Bu açıdan oldukça önemli bir konu” diyen Dr. Dadaş, işitme kayıplarında erken tanının önemine işaret etti.

Dadaş, tanı için tarama testleri yapıldığını, en sık kullanılan yöntemin ”otoakustik emisyon testi” olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

”Bu test yaklaşık 4-8 dakika süren, çocukta ruhsal veya fiziksel açıdan sorun yaratmayan bir test. Yani anne ve babaların endişelenmesini gerektirecek bir test değil. Bebeğin ilk üç ayında bu test yapılıp erken teşhis konulduğu vakit, 6 aydan önce rehabilitasyona başlanabilirse, çocuğun zihin gelişimine oldukça faydası oluyor. Çünkü 6 aydan sonraya kalırsa, çocuğun beyni yeteri kadar seslerle uyarılmadığı için biraz geç kalınmış diyebiliriz. Bu nedenle bebek 6 aylık olmadan önce tedaviye veya rehabilitasyona başlanması önemli.”

Otoakustik emisyon testinin özel hastanelerin yanı sıra kamu hastanelerinde yapıldığını kaydeden Opr. Dr. Dadaş, bu konuda Sağlık Bakanlığının 2004 yılında bir proje başlattığını, önce pilot hastanelerde, daha sonra diğerlerinde yaygınlaştırılan uygulama kapsamında artık birçok kamu hastanesinde bu testin uygulandığını ifade etti.

Dadaş, bu konuda Türkiye’de, özellikle de doğu illerinde çalışan sağlık personeline iş düştüğünü, onların anne ve babaları uyarması, aydınlatması gerektiğini bildirdi.

Muhittin Dadaş, gebelik sırasında kullanılan ilaçlar, geçirilen viral enfeksiyonlar, kızamık, kızamıkçık, su çiçeği, kabakulak gibi enfeksiyonların doğacak bebekte işitme kayıplarına yol açabildiğine işaret ederek, ”Düşük doğum kilolu, özellikle 1.500 gramın altında doğan çocuklar da risk grubunda yer alıyor. Ama tarama testinin sadece risk grubunda yer alan değil bütün yeni doğanlara uygulanması gerekiyor” diye konuştu.

Doğumdan sonraki dönemlerde geçirilen viral enfeksiyonların, menenjit gibi hastalıkların orta kulak enfeksiyonları, geniz eti, orta kulakta sıvı toplanması gibi rahatsızlıkların veya başka travmaların da işitme kayıplarına yol açabildiği uyarısında bulunan Dadaş, ”Bu nedenle daha sonraki dönemlerde de anne ve babaların kazanılmış işitme kayıpları konusunda uyanık olması gerekiyor” dedi.

Ailelerin fısıltıyla konuşup çocuklarının duyup duymadığını kontrol etme yoluna gidebildiğini belirten Dadaş, ”60 desibel gibi daha ileri işitme kayıpları için belki bu şekilde bulgu alınabilir. Yani ‘Benim çocuğum seslendiğim zaman bakıyor’ deyip de işitmesinde sorun olmadığı düşünülmemeli. Televizyonu yakından izleme, dalıp gitme, etrafla ilgisinin azalması gibi durumların takip edilmesi gerekiyor. Bunun için ‘fısıltı’ testi yeterli değil mutlaka işitme testleri yaptırılmalı” diye konuştu.

REHABİLİTASYON SÜRECİ

İşitme kayıplarının rehabilitasyon sürecinde öncelikle işitme cihazlarının tercih edildiğini, bu cihazlarla beyne giden sinirlerin tembelleşmesinin engellendiğini kaydeden Dadaş, şunları söyledi:”Daha sonra eğer ağır işitme kayıpları varsa koklear implant dediğimiz, halk arasında biyonik kulak olarak bilinen yöntemler de uygulanabiliyor. Tabii bunlar ileri tetkiklerden sonra karar verilecek uygulamalar. Öncelikli olarak işitme cihazlarıyla beynin seslere karşı duyarlılığının azalmasının önüne geçilmesi sağlanıyor. Mesela çocukta 5-6 yaşından sonra işitme kaybı olduğu anlaşılırsa o 5-6 yıl boyunca hiç ses duymayacağı için beynin o sesleri algılaması olmadığından dolayı daha sonra işitme cihazı uygulandığında konuşma yeteneğini kazanma ihtimali biraz düşük.”

 

 

AA

  • Comments Off

Her 150 çocuktan biri otizm riski taşıyor!

Posted on Nisan 3rd, 2009 in Bebek, bebek sağlığı, Çocuk, Öfke, çocuk sağlığı by admin

Otizm Platformu Koordinatörü Aylin Sezgin, her 150 çocuktan birinin otizm riski taşıdığını belirterek, ‘erken teşhis için tarama testlerinin zorunlu sağlık hizmeti olmasını talep ediyoruz’ dedi.

 

Sezgin, yaptığı açıklamada, otizmin doğuştan geliştiğini, beynin ve sinir sisteminin farklı yapısından veya işleyişinden kaynaklandığını belirterek, genellikle 3 yaşından önce ortaya çıkan otizmin bireylerin sosyal, iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz etkilediğini söyledi.

Tüm dünyada bilimselliği kabul edilmiş DSM-V ölçütlerine göre her 150 çocuktan birinin otizm riski taşıdığına dikkati çeken Sezgin, bu kriter baz alındığında Türkiye’de tüm nüfus içinde 450 bin, 0-14 yaş grubunda ise 125 bin otistik çocuk  bulunduğunu belirtti. Sezgin, otizm konusunda ailelerin bilinçlenmesi ve teşhis yöntemlerindeki gelişmeler nedeniyle 0-6 yaş grubunda teşhis sayısının giderek arttığını ifade etti.

Otizmin diğer engel gruplarından en önemli farkının, otizmli çocukların erken tanı ve yoğun eğitimle sorunların giderilmesinde büyük kazanımların sağlanması olduğuna işaret eden Sezgin, platform olarak erken teşhis için tarama testlerinin zorunlu sağlık  hizmeti olmasını talep ettiklerini söyledi.

Sezgin, otizmin bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracının, erken yaşta verilmeye başlanan yoğunlaştırılmış ve bireyselleştirilmiş özel eğitim olduğunu vurgulayarak, ”Erken yaşta tanı alarak, doğru yöntemlerle ve yoğun şekilde eğitim alan otizmli çocukların büyük çoğunluğu, bireysel ihtiyaçlarını karşılar duruma gelebilir, okula gidebilir ve yaşıtlarının sahip olduğu bazı becerileri edinerek toplumda yerine alabilir” diye konuştu.

Dünyada bilimsel olarak kanıtlanan yoğun eğitim süresinin haftada 40 saat olduğunu dile getiren Sezgin, Türkiye’de devlet desteğiyle verilen aylık 10 saatlik eğitimin oldukça yetersiz olduğunu ifade etti. Sezgin, Türkiye’nin ekonomik şartlarını da göz önünde bulunduran Otizm Platformu’nun bu sürenin aylık 40 saate çıkmasını istediğini kaydetti.

”SADECE 2 BİN 114 ÇOCUK EĞİTİM ALIYOR”

Türkiye genelindeki devlet okullarındaki otistik öğrenci sayısının sadece 2 bin 114 olduğuna dikkati çeken Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Otistik çocukların ve ailelerinin eğitim gereksinimlerinin karşılanmasının önündeki en önemli engel, ülkemizde otizmli çocuklara eğitim ve terapi verecek donamında ve yeterli sayıda öğretmen ve terapist olmaması ve yetiştirilememesidir. Bu engelin en önemli kaynağı ise üniversitelerimizde yeterli sayıda program ve öğretim üyesi bulunmamasıdır. Kurumlar üstü bir öneme sahip bu konunun ivedilikle çözüme kavuşturulabilmesi için geçici basit çözümlerden kaçınılmalı, kalıcı, orta ve uzun dönemli yöntemlerle bu eğitim açığı doldurulmalıdır.”

”FARKINDA MISINIZ” KAMPANYASI

Birleşmiş Milletler’in (BM) otizme dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla 2 Nisan’ı ”Dünya Otizm Farkındalık Günü”, nisan ayını da ”Otizm Farkındalık Ayı” olarak ilan ettiğini hatırlatan Sezgin, bu ay boyunca otizmle ilgili araştırmaların teşvik edildiğini ve bilinirliliğin arttırılarak, erken teşhis ve tedavinin yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini belirtti.

Sezgin, 16 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesiyle oluşan Otizm Platformu’nun da etkinlikler düzenleyeceğini bildirerek, ”Farkında mısınız” adlı bir kampanya hazırladıklarını söyledi.

Kampanya kapsamında, tanıtım broşürleri, posterler, e-posta bilgilendirmeleri, radyolarda yayınlanmak üzere özel jingle hazırladıklarını, alışveriş merkezlerinde tanıtım stantları kuracaklarını anlatan Sezgin, ”Bu çalışmaların ülke genelinde yaygınlaşması için otizmden etkilenen ailelerin yanı sıra iş dünyasından duyarlı bireylerin ve medyanın da desteğini bekliyoruz” dedi.  

AA

  • Comments Off

Bebeğinizi yürüteçle yürütmeyin!

Posted on Şubat 14th, 2009 in bebek sağlığı by admin

Bebeklerin yürüme sürecinde en sık tartışılan konulardan biri olan yürüteç kullanımında ezber bozan uyarı !


Bebeklerin kendi başına ayakta durmayı öğrenip yürümesi her anne ve babaya büyük heyecan verir. Doğduğunda refleksif hareketlere sahip olan bebek yürüme becerisini kazanarak etrafında hareket eden bir bebeğe dönüşür.

Bebeklikteki bu gelişme, hareketlerle ilgilidir ve motor gelişim olarak adlandırılır. Motor gelişim, olgunlaşma ve öğrenme yoluyla gerçekleşir. Yürüme, konuşma, elle tutma ve el kontrolü gibi beceriler temelde olgunlaşmaya dayalı becerilerdir. Bebeklerin yürüme sürecinde en sık tartışılan konulardan biri de yürüteç kullanımıdır. Aileler özellikle 4-7. aylar arasında, biraz da çevrenin baskısıyla çocuklarına yürüteç alırlar ve kullandırırlar. Yürüteç bebeğin doğal yürüme dönemleri sırasında (tam basamadığı çökme dönemi, tekrar ayakları üzerine bastığı istemli ayağa kalkma dönemi ve sıralama - yürüme dönemleri) duraklamaya ve kesintiye sebep olur.

Yürütecin bebek için olumsuz etkileri:

Vücudu yer çekimine karşı dik durmaya hazırlıklı olmayan bebek, yığılarak duracağı için gibi omurga eğriliklerine sebep olabilir.

Ayak yapısı daha hazır olmadan bastırıldığı için ayak deformiteleri oluşabilir.

Kalça yapıları tam gelişmeden, tüm vücut ağırlığının simetrik ya da asimetrik olarak kalçalara yüklenmesi sonucu kalça problemleri oluşabilir.

Bebek yürüteçte aslında yürümez, ayakları ile iteleme yapar. Bacak boyu kısa geldiği ve tam basmayı bilemediği için parmak ucuna basar ve bu, alışkanlığa sebep olabilir . Böylece yürüdüğü zaman parmak uçlarında yürüyebilir.

Bebek, kaşla göz arasında masa örtülerini tutup çekerek masa üzerindeki ağır cisimleri üzerine düşürür veya akla gelmedik bin bir türlü tehlikeye maruz kalabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan araştırmalarda 1-12 ay arasında geçirilen kafa travmalarının sebepleri arasında, yüzde 90 oranında yürüteç kazaları tespit edilmiş.

Bebek kısıtlı bir mekanda kaldığı için psikolojik gelişimini de olumsuz yönde etkiliyebiliyor.

YAZI: UZ. DR. ESRA DOLAR

ZAMAN

Kısırlık

Posted on Kasım 16th, 2008 in bebek sağlığı, kadın sağlığı by admin
Kısırlık
Dünyanın her yanında altı çiftten birinin hayatlarının bir döneminde kısırlıkproblemi yaşadıkları tahmin edilmektedir. Bunun, kadınlar ve erkeklerdeortaya çıkış oranı ise hemen hemen aynıdır. Hem kadınlar, hem deerkekler için tedavi seçenekleri, teşhis edilen kısırlık tipine göre değişkenlikgöstermektedir. Düzenli seks yapan 20”li yaşlarındaki normal üreme yeteneğinesahip bir çiftin her ay dörtte bir gebelik şansı vardır. Bu, bir bebekyapmaya çalışan on çiftin yaklaşık dokuzunun bir yıl içinde gebeliklekarşılaşacağı anlamına gelmektedir. Ancak, bu on çiftten biri gebelikelde edemeyecek ve tedaviye gerek duyulacaktır. Doktorlar genellikle en az biryıllık denemeden sonra gebe kalamama durumunu kısırlık olarak tanımlarlar. Bu da bize gösterirki yeni evli çiftlerin bir kaç ay içerisinde hamilelik oluşmadığında endişeduymaları gereksizdir. Bu çiftlerin %93 ü ikinci yıl sonunda gebe kalabilmektedir.

Alkol, sigara, dış etkenlerle günümüzde özellikle erkeklerdesperm oranları etkilenmekte ve bu sebepten olan kısırlık vakaları önemkazanmaktadır. Kadının ileri yaşı ile de gebe kalabilme şansı düşer, buözellikle 39 yaş sonrası belirgindir. 40 yaş sonrası gebe kalabilme şansı%60 düşer ve oluşan gebeliklerde %50 düşük ile sonuçlanır. Tüm bunların yanında

• AŞIRI KİLO
• AŞIRI EGSERSİZ
• KANSER TEDAVİ IŞINLARI
• KANSER TEDAVİ İLAÇLARI
• TARIM İLAÇLARI
• BÖCEK ZEHİRLERİ
• KURŞUN VE AĞIR METALLER

Kısırlık için büyük risk faktörleridir. Ancak yeni geliştirilen mikro enjeksiyon erkek kısırlığında bir devrim yaratmıştır. Menisinde hiç sperm olmasa dahi hamileliğe olanak sağlamaktadır. Kısırlık ta ele alacağımız konular başlıca şunlardır.

TEŞHİS
Günümüzün tıp yaklaşımı bir yıl boyunca korunma olmaksızınhamilelik oluşmayan çiftlerde kısırlık araştırılmasına gidilmesinikabul eder. Kadınlarda yapılacak olan genel bir jinekolojik muayene, ultrasonve alınacak jinekolojik öykü; erkekte ise genel bir ürolojik muayene ilk adımıoluşturur.

Yapılacak olan araştırmalar şunlardır:
Kadının üreme organlarının değerlendirilmesi

RAHİM AĞZI (SERVİKS): Rahim ağzı değerlendirilirkenburada bulunan yarı akışkan sıvının (mukus) erkek spermine geçirgen olupolmadığı postkoital test ile araştırılır. Ancak bu yöntem günümüzdeki önemini yitirmiştir.

RAHİM (UTERUS) : Rahim incelenirken kullanılan dört yöntem vardır.

• Histerosalfingografi
• Histeroskopi
• Histerosonografi
• Falloskopi

Histerosalfingografi: Bu incelemeye rahim filmi dediyebiliriz. Kadının adet bitiminden sonra 5-7 gün içerisinde kadına rahimağzından röntgende görülen bir sıvı madde verildikten sonra rahimfilminin çekilmesine dayanır. Bu yöntemle rahim içinin normal olup olmadığıve tüplerin açık olup olmadığı anlaşılır.

Histeroskopi: Genel anestezi altında endoskopik(ince bir tüp ile) olarak rahim ağzından girilerek direk rahim içi duvarınınincelenmesidir. Dezavantajları ağrılı ve pahalı bir yöntem olmasıdır.

Histerosonografi: Bu yöntemde rahime özel bir sıvımadde verilerek ultrason ile incelenmesidir. Günümüzde bu yöntem hem daha azağrılı hem de daha ucuz olması açısından gitgide önem kazanmaktadır.

Falloskopi: Bu yöntemde de endoskopik olarak özelbir optik tüp ile rahim ile tüplerin incelenmesi söz konusudur.

TÜPLER (Fallop tüpleri) : Kısırlık teşhisinde en kritik aşamatüplerin incelenmesidir.Bu incelemede tüplerin geçirgen olup olmadığına, yapışıklılık olup olmadığına ve tüplerin fonksiyonlarına bakılır.Daha önce bahsettiğimiz histerosalfingografi (HSG) tüplerinde incelenmesindeen yaygın yöntemdir. Rahim ağzından rahime verilen sıvının tüplerdenrahime dökülüp dökülmediğine bakılır. Böylece tüplerin yumurtanın geçişineizin verecek şekilde açık olup olmadığı anlaşılır. Diğer bir tüp inceleme yöntemi ise Laparoskopi dir. Bu yöntemdetüplerdeki bir patoloji direk hekim gözü ile görülür.Böylece kesin teşhiskonduğu gibi imkan varsa o an müdahale şansıda verir. Bu yöntemde genelanestezi altında göbekten 1 cm’lik bir delik açıp ince bir optik tüp ileiçeri girilir ve tüpler bir kameradan direk gözlenir.

Kadının hormonel durumu
Kadın üremesi doğrudan ve dolaylı olarak vücuttaki birçokhormon salgılarından etkilenir. Bu hormonlar beyinden, rahim ve yumurtalıklarayumurtlama ve adet dönemi ile ilgili emirleri taşırlar. Bu hormonlardaki artışve ya azalma kadın yumurtlamasını ve de üremesini engeller. Bunların basitolarak kan düzey ölçümleri ile teşhis konabilir. Bu hormonların en önemlilerişunlardır.

FSH ,LH : Bu iki hormon beyinden salgılanır, yumurta olgunlaşmasınıve atılımını sağlar. ÖSTROGEN ,PROGESTERON : Bu iki hormon yumurtalıklardan salınır verahim duvarı olgunlaşmasını sağlar.

Yumurtlamanın değerlendirilmesi
Kadında her adet döneminde düzenli yumurtlamanın ve döllenmeyehazır olgun bir yumurtanın oluşup oluşmadığı şu şekilde anlaşılabilir.

Bazal vücut ısısı ölçümü: Bu yöntemde adetinilk gününden itibaren diğer adet döneminin ilk gününe kadar düzenliolarak her sabah yataktan kalkmadan kadının vücut ısısı ölçülür.Adet döneminin hemen hemen ortasında yumurtlama döneminde ısıda 0.3-0.5derecelik yükselme olur.

Endometrial biopsi: bu metotla rahim içi zarındanküçük bir örnek alınarak zarın embriyonun yerleşmesi için yeterliolgunlukta olup olmadığı kontrol edilir.

İdrar testleri: İdrarda yumurtlama zamanı yükselmesigereken bazı hormonların seviyelerinin ölçülmesine dayanır.

Kadınlarda Kısırlık Nedenleri
Kısırlığın araştırmalarında yaklaşık %15 inin nedenibulunamamaktadır. Ancak genel olarak kadın kısırlığının en önemlisebepleri yumurtlama bozukluğu, endometriosis, hasarlı ve tıkalı tüplerdir.Yumurtlama bozuklukluğu kadında en sık sebep olmakla beraber genelde hormoneksikliğine dayanır.

Endometriosis;rahim içi zarının rahim dışı başka bölgelerdebulunmasıdır. Bu bölgeler en sık tüpler ve yumurtalıklardır. Adet döneminderahim kanaması ile birlikte tüm bu bölgelerde kanar, iltihap ve yapışıklıkoluşur. Bu özellikle tüpleri etkileyerek yumurtanın rahme ulaşmasına izinvermez ve kısırlık sebebini oluşturur.

Endometriosis’in en önemli belirtisi adet öncesinde ve adetsonrasında ağrı, ilişki sırasında ve sonrasında ağrı, düzensiz şiddetliadetler ve kısırlıktır. Kısırlık vakaları incelendiğinde %25endometriosis tespit edilmiştir. Hasarlı ve tıkalı tüplerin en sıksebepleri enfeksiyonlar, endometriosis, geçirilmiş karın içi ameliyat vecinsel yolla bulaşan hastalıklar olabilir.

Erkeklerdeki Kısırlık Nedenleri
Erkeklerde kısırlık nedenlerini saptamak için ilk adımgenel bir ürolojik muayne ile başlar. Düzenli seks yapan 20”li yaşlarındakinormal üreme yeteneğine sahip bir çiftin her ay dörtte bir gebelik şansıvardır. Bu, bir bebek yapmaya çalışan on çiftin yaklaşık dokuzunun bir yıliçinde gebelikle karşılaşacağı anlamına gelmektedir. Ancak, bu on çifttenbiri gebelik elde edemeyecek ve tedaviye gerek duyulacaktır. Doktorlargenellikle en az bir yıllık denemeden sonra gebe kalamama durumunu kısırlıkolarak tanımlarlar.

Tahminler gösteriyor ki, tüm kısırlık vakalarının yaklaşıkyüzde 40”ı erkeklerden kaynaklanmaktadır. Bu da çoğu zaman erkek partnerinsperm kalitesi ve sayısıyla ilişkilidir. Bir aile doktoru veya uzman birklinik tarafından yapılacak araştırmalar çoğu durumdaki erkek kısırlığınınaçık bir teşhisini (her ne kadar hiç bir test üreme yeteneğini toplam birkesinlikle önceden saptayamazsa da) ortaya koyacaktır. “Normal” birfertilizasyon (döllenme) için gereken sperm özellikleri iyi bilindiğinden,bir sperm testinden elde edilen anormal sonuçlar erkekte bir problem olduğunugösterir. Bir semen örneği üzerinde yürütülen bu testler, sperm sayılarındaki,hareket ve biçimindeki anormallikleri açığa çıkartır.

Son yıllarda, uzman kısırlık klinikleri, teşhis testi olarakin vitro fertilizasyonu (tüp bebek tekniği) da kullanmaktadırlar. Sıklıkla,sağlıklı yumurta hücrelerinin laboratuvar şartlarında döllenememesianormal sperm özellikleri nedeniyle olmaktadır. Bu sebeple başarısız IVF(in vitro fertilizasyon) “erkek faktörü” kısırlığı konusundadaha kesin kanıtlar sunabilir. Testlerle açığa çıkabilecek anormallikler şunlardır: Düşük sperm sayısı;normal olarak bir mililitre semende (sperm sıvısı) en az 20 milyon spermbulunmalıdır. Bu sayının altındakiler fertilite bozukluğuna yol açabilir. Testislerdeki yetersizlik sebebiyle sperm üretiminin olmaması veya bir tıkanmasebebiyle spermin dışarı çıkamaması. Zayıf sperm hareketliliği; spermlerdölyatağı borusundaki yumurtalarla buluşmak için rahim ağzı boyunca yüzemezler.Kötü biçim (morfoloji olarak bilinir); bir spermin yumurtanın dış tabakasınıgeçememesine ve döllenme oluşmamasına yol açar.

Tüm bu şartların kendi bilimsel isimleri vardır; en bilinenioligospermi (çok az sayıdaki sperm) ve azoospermidir (hiç spermin bulunmaması).Ancak, sperm anormallikleri erkeklerde rastlanan kısırlığın tek sebebi değildir.Cinsel birleşmede zorluklar olabilir - ejakülasyon bozuklukları veya cinseliktidarsızlık. Özellikle günümüzde vazektomi (sperm kanallarının doğumkontrolü için bağlanması) sonucunda cerrahi yöntemlerle kısırlaştırılmışerkek sayısı da artmaktadır. Vazektomi ile kısırlaştırılmış erkeklerintekrar çocuk sahibi olabilmeleri ise ancak bir dereceye kadar mümkünolabilmektedir.

TEDAVİ
Erkeklerdeki kısırlıkiçin basit bir çözüm yoktur. Tedavi, yapılacak araştırmalardan eldeedilecek sonuçlara dayanır ve yüzgüldürücü bir sonuç elde etmek sebebinne kadar ciddi olduğuna bağlıdır. Hastalıkların ciddiyetine bağlıolarak, doktorlar basitten karmaşığa doğru giden bir dizi tedaviyideneyebilirler. Ancak, artık en inatçı erkek kısırlığı sebeplerinin bileen sonunda tıbbi tedaviye yanıt verdiğini söylemek yerinde olacaktır. Birkaçyıl öncesine kadar tek çözümün donor (verici) yoluyla dölleme veya evlatedinme olduğu en ciddi vakalar bile yeni sperm mikroenjeksiyon teknikleriyle başarılıbiçimde tedavi edilebilmektedirler.

Seçenek yelpazesi geniş olduğundan ve bazı tedaviler her yerdeyapılamadığı için, hastaların ve doktorların vermek zorunda olduklarıkararlar önemlidir. Eğer tedavinin gerekli olduğuna kadar verilirse, eldekiseçenekler sadece ilaç tedavisi, in vitro fertilizasyon (IVF), cinsiyet hücresinindölyatağına transferi (GIFT), superovülasyon ve yapay dölleme (IUI) veintrasitoplazmik sperm enjeksiyonu tekniği ile döllemedir (ICSI).

İlaç Tedavisi
Sperm konsantrasyonlarını arttıran veya her bir spermhücresinin biçimini düzeltecek basit bir ilaç tedavisi yoktur. Bazı ilaçlar,özellikle iktidarsızlığın erkek seks hormonu testosteron eksikliği ile ilişkiliolduğu durumlarda iktidarsızlık vakalarına yardımcı olmak üzere başarıylakullanılmıştır.

Buna ilaveten, erkek partnerin hipogonadotropik hipogonadizmolarak bilinen bir rahatsızlığının olduğu (hipothalamus veya beyindekihipofiz bezleri tarafından testislerde yetersiz veya hiç hormonal bir uyarınınolmaması sebebiyle sperm üretemediği) durumlarda testislerdeki uyarılmanınsağlanması için destekleyici hormonlar verilebilir. Bu “üreme”hormonları gonadotropinler olarak bilinir ve kadınlarda yumurta ve erkeklerdeise sperm hücrelerinin gelişimini uyarmak amacıyla hem erkeklere hem de kadınlaraverilebilir.

In Vitro Fertilizasyon
IVF orijinal “test-tüpü” tekniğidir ve dünyada engeniş uygulama alanı bulan yardımcı üreme tekniğidir. Basit anlatımıyla,IVF yumurtalıktan bir veya birden fazla yumurtayı alır, erkek partnerden alınansperm ile bunları laboratuvarda döller ve ortaya çıkan embriyolardan seçilenleriimplantasyon (rahim içine yerleşme) ve gebelik için rahime transfer eder. Herne kadar IVF, esas kısırlık sebepleri kadındaki tüp tıkanıklığı olançiftler için geliştirilmiş olsa da, bu teknik, problemleri sperm sayısınınortalamanın altında olduğu veya kötü morfolojili hastalarda da faydalıbulunmuştur. Modern sperm hazırlama teknikleri (yıkama ve kültür) spermnumunelerinin yaşama yeteneğini geliştirebilmekte ve döllenme ihtimaliniarttırmaktadır.

ICSI gibi son zamanlarda geliştirilen teknikler, ortalama spermkonsantrasyonlarının altında da tatmin edici döllenme ve gebelik oranlarısağlamaktadır ve bu da erkek partnerden alınan sperm ile tedavi şansınıeskiye göre arttırmıştır.

En iyi sonuçlar, dölleme ilaçlarıyla uyarılan ovülasyonla döllemeişleminin aynı zamana denk getirilmesiyle elde edilmektedir. Ancak, bu ilaçtedavisine başlayan doktorların, yumurtalıkta gereğinden fazla yumurtanıngelişmemesini sağlamaları önemlidir. Çok fazla yumurta birden fazla gebelikriskini arttırır. Tüm suni döllenme prosedürlerinde amaçlanan tek birolgun yumurta oluşturmaktır. Bu, IVF için elde edilen yumurta sayısından çokdaha azdır fakat çoğul gebelik riskinin en aza indirilmesini sağlar.

Ovulasyon için programlanan zaman civarında, taze bir sperm sıvısıörneği (aynı gün üretilen) hazırlanır ve ince bir kateter vasıtasıylakadın partnerin rahmine verilir. Bu prosedüre intrauterin (yapay) döllemeveya IUI adı verilir. Fertilizasyon doğal ortamda gerçekleştiğinden (yani dölyatağıborusunda) kadın partnerin en azından bir kanalı açık olmalıdır.

Yumurtalığın uyarılmasını takiben IUI”den alınan başarıoranları, bir adet dönemi başına %10 ila 15 arasındadır fakat bir yıl içindekibirkaç girişimden sonra %50”ye ulaşabilir. Erkek partnerin sperm sayısınıngeniş bir “normal” aralıkta olması ve kadının kanallarının sağlıklıolması önemlidir.

Adım Adım IUI
1. Tek bir yumurtanın olgunlaşmasını uyarmak için ilaç tedavisi
• Genellikle foliküllerin (yumurtakesecikleri) büyümesini uyarmak ve ovülasyona (yumurtanın atılması) sebepolacak gonadotropin”ler

2. Foliküllerin büyümesini ölçmek, ilaç dozlarının ayrılması veciddi yan etkilerin önlenmesi için tedavinin gözlem altında tutulması.

• Transvajinal ultrason taraması (birtedavi dönemi içinde iki ya da üç kez) ile
• Bazen bir kan örneği alınarak hormontetkiki ile.

3. Ovülasyon sabahında temin edilen sperm örneği hazırlanır ve dahasonra aynı gün uygulanır.

4. Gebelik testi, gözlem.

Mikroenjeksiyon Teknikleri
Mikroenjeksiyon ile fertilizasyon, geçen birkaç yıl içindebir devrim olarak karşılandı ve erkeklerdeki kısırlığın en zor durumlarındabile ümit verici tedaviler sundu. Eskiden doktorların evlat edinme veya donordöllenmesi dışında başka bir hiç tavsiyede bulunamadıkları durumlardaartık ICSI gibi yeni mikroenjeksiyon teknikleri gerçek bir tedavi çözümüsunmaktadır. ICSI en güçlü mikroskopları ve mikromanipülatörlerikullanmaktadır. Örneğin ince bir tüpün ucunda tek bir insan yumurtasıtutan embriyologlar bu yumurtanın içine bir insan saçından yedi veya dahafazla kez ince bir iğnenin yardımıyla sperm yerleştirilmesini sağlayabilmektedirler.Bu iğne yardımı ile tek bir sperm yumurtanın hücresi içine girmekte, buyolla döllenen yumurtadan oluşan embriyo ise üç gün sonra rahim içinetransfer edilebilmektedir.

Normal bir döllenmede, semenin tek bir ejakülasyonunda 200milyondan fazla canlı sperm olabilir fakat bu sayıdaki spermden sadece birkaçyüz tanesi dölyatağı borusundaki serbest kalmış yumurta hücresine ulaşırve dölleyebilir. Çok düşük toplam sperm sayılı erkeklerin tedaviedilmesinin bir süre öncesine kadar imkansız olduğu düşünülürdü, fakatartık ICSI sadece bir tane sperm hücresi ile bile döllenmeyi mümkün halegetirmektedir.

ICSI”den elde edilen sonuçlar şu ana kadar dikkat çekicidir veçok düşük sayıda ve niteliği bozuk spermli erkeklerde dahi önemli başarılarsağlamıştır. Bu tekniğin ilk olarak uygulandığı Brüksel”de bu metot ileenjekte edilen yumurtaların %70”e yakını canlı sperm bulunması çok zor gözükensemen örneklerinden elde edilen sperm hücreleri ile döllenmiştir. ICSI ile döllenenyumurtalar kadın partnere transfer edildiğinde, gebelik ve doğum oranlarırutin IVF”teki kadar yüksekti.

Bu teknikler sadece zayıf nitelikli sperm üreten değil, aynızamanda diğer testis rahatsızlıklarından (veya vazektomi) ötürü hiçsperm üretemeyen erkeklerin kısırlığının tedavisi için de kullanılabilmektedir.Epididim (testisin üst tarafında) veya testis dokusunun biyopsisinden sperm hücrelerielde etmek için artık iki teknik - mikroepididimal sperm aspirasyonu (MESA)(sperm kanalından sperm elde edilmesi) ve testisten sperm ekstraksiyonu (eldeedilmesi) (TESE) - düzenli olarak kullanılmaktadır. Elde edilen spermlerbundan sonra ICSI tarafından yumurtaların döllenmesi için kullanılır. Sperm hücresinin oosit içine enjeksiyonu Döllenmenin doğrulanması

Yine, çeşitli sebeplerden ötürü ejakülasyon sağlayamayanveya testisinde sperm üretemeyen erkeklerin artık partnerinin yumurtalarınıdölleyecek spermi sağlayabildiklerini gösteren teşvik edici sonuçlar alınmıştır.

ICSI”nin dikkat çekici başarısına rağmen, çoğu merkez butekniğin nispeten deneysel kalması konusunda hem fikirler. Erkek faktörlü kısırlıkile ilişkili (kistik fibrosis gibi) bazı kalıtsal rahatsızlıklarınherhangi bir erkek çocuğa geçebileceği konusunda şüpheler vardır. Busebepten ötürü, çoğu ICSI merkezi, tedavi öncesinde kapsamlı bir danışmanlık,bazı genetik tarama ve gebe kalmadan önce ve sonra takip konusunda ısrarcıdırlar. ICSI programlarına kabul edilen kısır çiftler bu sebepten dolayı dikkatliseçilir. Bu erkeklerin çoğunun ciddi sperm kusurları ve genellikle başarısızbir IVF kayıtları vardır. Şüphesiz, erkek partnerden bir sperm numunesielde edilirken kadın partner yumurtalığın uyarılması ve yumurta toplamakonusunda rutin prosedüre tabi tutulmalıdır.

Adım Adım ICSI
1. Birçok yumurtanın olgunlaşmasını uyaran ilaçtedavisi

• Diğer tüm hormon aktivitelerinidurduracak GnRH agonistleri (gonadotropinlerden genellikle iki hafta önceenjeksiyonlar/burundan püskürtme ve sonra klinik yanıta bağlı olarak ek bir10-14 gün daha).
• Foliküllerin büyümesini uyaran ve ovülasyonasebep olan gonadotropinler.

2. Folliküllerin büyümesini ölçmek, ilaç dozlarının kişiyegöre saptanması ve ciddi yan etkilerin önlenmesi için tedavinin gözlenmesi.

• Transvajinal ultrason tarama ile (birtedavi dönemi içinde iki veya üç kez)
• Bazen bir kan örneğindeki hormonlarınölçülmesi ile.

3. Genellikle lokal anestezi altında 10 ila 20 dakika sürenyumurta toplama,

• Transvajinal ultrason rehberliğinde.
• Son hormon enjeksiyonundan 32-36 saatsonra vajinadan girilerek.

4. Yumurtanın toplanmasıyla aynı günde temin edilen sperm örneği.Bu örnek doğal bir yolla veya epididim (MESA) veya testis ekstraksiyonundan(TESE) aspirasyon yoluyla elde edilebilir.

5. Döllenme
• Tek bir sperm hücresi, tek bir yumurta hücresineenjekte edilir.
• Döllenmenin gerçekleşip gerçekleşmediğinigörmek için yumurtalar ertesi gün mikroskop altında muayene edilir.

6. Embriyo transferi (döllenmeden genellikle iki ya da üç günsonra)
• En fazla üç embriyonun rahim içinetransferi
• Fazla embriyolar dondurularak saklanırve gerek duyulursa daha sonra transfer edilirler.

7. Gebelik testi/Gözlem

ICSI”nin başarısındaki hayati nokta, yıkama ve dereceleme işlemiyleyapılan sperm hücrelerinin hazırlanması ve seçilmesidir. Bu sperm hazırlığımetotları, başka şekilde kullanılması mümkün olmayan sperm örneğindekibirkaç canlı hücrenin elde edilmesine olanak tanır.

Danışmanlık
Çoğu ülkede, yardım destekli gebelik programına giren tümçiftler için danışmanlık sağlanmalıdır. Bu aşamaya gelenlerin çoğu için,çocuksuzluğun hayal kırıklığı ciddi duygusal gerginlikler yaratmışdurumdadır, bu yüzden bu zor dönemin geçilmesinde kılavuzluk ve yardımgenellikle gereklidir.

Ayrıca, tıbbi bir tedavi olarak yardım destekli gebe kalmanın,danışmanlığı daha da önemli kılan kendi ihtiyaçları vardır. Bir dönemliktedavi süresinin geçişi, istatistiklerin gösterdiği gibi, her zaman o kadarkolay değildir ve başarı garanti edilemez. Gebeliğin gerçekleştiği çiftlerdedahi, bu gebeliğin kaybedilmesi üzerine ciddi hayal kırıklıkları ile karşılaşılabilmektedir.

Bazı çiftler ayrıca yedek tutulan dondurulmuş embriyolarınne yapılacağı, tedavideki başarısızlıkla nasıl yüzleşileceği gibiyardımla üreme teknikleri uygulamalarında ortaya çıkabilecek ikilemlerin,uzman bir danışmanla görüştükten sonra daha kolaylıkla çözülebildiğinigörmüşlerdir.

Gerçek Başarı Şansı mı?
Tek bir dönemlik yardımla üreme teknikleri tedavisine başlayanbeş çiftten yaklaşık dördünün çocuğu olmadığından, başarısızlıkhakkında konuşmak kolaydır. Fakat gerçek, yardımla üreme tekniklerinin bütünolarak başarı oranlarının doğadaki kadar ve hatta daha da iyi olduğudur.Ayrıca, başarı şansları her bir tedavi dönemi için istatistik olarak aynıolduğundan, yardımla üreme tedavisine kaydolan çiftler birkaç dönemdensonra sayılarının önemli ölçüde düştüğünü görmektedirler. Ancakbunlar genel oranlardır ve yapılan tüm çalışmalar, kadın partnerin yaşının40 veya üstünde olması veya erkek partnerin sperminde anormalliklerin olmasıhalinde gebe kalma ihtimalinin zayıf olduğunu göstermektedir.

Yumurtalığınuyarılmasından sonra rahim içine sperm verilerek dölleme deneylerinden eldeedilen sonuçlar yaklaşık %15 gebelik ve %10 oranında da bebek edinme oranınıgöstermektedir. Ancak, erkeklerdeki kısırlığın tedavisinde ICSI”nin en sonbaşarılarının anlamı, artık sperm rahatsızlığı bulunan erkeklerinkendi çocuklarına babalık etme şanslarının arttığı yönündedir. %25oranındaki gebelikler, bundan hafifçe az bir orandaki gebeliğin sağlıklıbir doğum ile sonlanması oranıyla kayıtlara geçmektedir.

Çocuklarda daimi dişlerin Önemi

Posted on Kasım 16th, 2008 in Ağız ve Diş Sağlığı, bebek sağlığı, çocuk sağlığı by admin
Çocuklarda daimi dişlerin Önemi

Çocuklarda genellikle ilk daimi diş 6 yaşında süren birinci büyük azı dişidir.6 yaş çocukların henüz ağız hijyenini çok iyi sağlayamadıkları bir yaştır,buna rağmen çocukların ağzında ömür boyu kullanacakları ilk daimi dişleri ağızdadır.Peki bu durumda ne yapmalı ki çocuk birinci büyük azı dişini çürütmesin?

Bunun cevabı çocuklara daha önce de belirttiğimiz gibi diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması,çürük oluşturucu besinlerden uzak durması önerilir.Bunun yanında diş hekimi tarafından koruyucu tedaviler uygulanarak çocukların daimi dişlerinin çürümesi önlenir.Düzenli olarak 6 ayda bir çocuk diş hekimine getirilirse,kliniğimizde de uygulamakta olduğumuz TOPİKAL FLUOR uygulaması ve FİSSÜR SEALANT uygulaması yapılabilir.Topikal fluor uygulaması çocuğun daimi dişlerini güçlendirir,daimi dişlerin çürüğe karşı daha dirençli olmasını sağlar.Fissür sealantlar ise büyük ve küçük azı dişlerin üzerinde bulunan girinti ve çıkıntıların örtülmesiyle şeker,çikolata vs.gibi çürük oluşturucu maddelerin dişin yüzeye tutunmasını ve o girintilerden girerek dişi çürütmesini önler,ayrıca içersinde bulunan fluorid sayesinde dişin diğer bölgelerinin de çürümemesine katkıda bulunur.

Çocuklarda Süt Dişlerinin Önemi

Süt dişleri geçici olduğu için ebeveynler tarafından genellikle nasıl olsa bu dişler değişecek denerek pek önemsenmez.Dolayısıyla bu tarz bir düşünce süt dişlerinin temizliğinin ihmaline ve çürümesine sebep olur.Unutlmamalıdır ki süt dişlerindeki çürükler hem çocuğun dişlerinin ağrımasına sebep olur,hem de daimi dişlerine zarar verir.
Süt dişleri ihmal edilip dolgu ile kurtarılamadığı zaman çekilmesi gerekir,erken süt dişi kaybı çocukların daimi dişlerinin çapraşık olmasının en önemli etkenlerinden birisidir.Erken süt dişi kaybı sonucunda ağızda bulunan dişler boşluğa doğru kayar ve daimi dişlerin süreceği yer kalmaz sonuç çapraşıklıktır.Dolayısıyla süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir.Çocuklarda ağız hijyeni çocuğun ilk dişleri sürdüğü andan itibaren başlamalıdır.Henüz bebek iken yapılması gereken şey temiz bir bez parçasıyla bebeğin dişlerinin üzeri her emzirme veya mama yedilten sonra yapılmalıdır.Çocuğun yaşı biraz daha büyünce(2yaş) diş fırçası kullanılmaya başlanmalıdır.

Bebeklerde Diş Çürüğü (Biberon Çürüğü)

Bebeğimin dişleri sürer sürmez çürüdü. Nedeni ne olabilir? Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce yada uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

 

Biberon çürüğünden korunmak için ne yapmak gerekir?

Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir.

Bunlar nelerdir?

  • Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin. Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.
  • Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.
  • Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.
  • İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.

Biberon çürüğünün önemi nedir?

Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.

Biberon emmediği halde bebeğimin dişleri çürüdü neden olabilir?

Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.

Fluorid Uygulamaları:

Günümüzde diş hekimliğinde ve diğer tıp bilimlerinde koruyucu hekimlik önem kazanmıştır.Diş hekimliğinde de koruyucu hekimlik denilince akla dişlerin çürümesini önlemek gelir.Dişleri çürüğe karşı dirençli bir hale getirmek için kullanılandığımız madde FLUORİD dir.
Fluorid dişlerin çürümesini önleyen,dişlerin yapısını kuvvetlendiren bir elementtir.Fluorid diş macunlarının içinde bulunduğu gibi bazı besin maddelerinde de bulunur.Fakat çocuklar çoğu zaman dişlerini fırçalamayı ihmal ettikleri için dişlerinin çürüğe karşı direnç kazanabilmeleri için yeterli fluorid almamış olurlar.Bu durumu bertaraf edebilmek için kliniğimizde profesyonel TOPİKAL FLUORİD uygulamaları yapılmaktadır.

Profesyonel Topikal fluorid tatbiki sadece diş hekimleri tarafından uygulanılabilen bir yöntemidir.Topikal fluorid uygulaması özellikle dişleri çürümeye meyilli çocuklarda uygulanır. Bu sayede yeterli miktarda fluorid dişler üzerine depolanır ve dişlerin yapısı güçlendirilerek çürüğe karşı dirençli olur.Topikal fluorid uygulaması her 6 ayda bir yapılırsa ancak etkili olabilir.Bunun için çocuklarınızı her 6 ayda bir düzenli olarak diş hekimine getiriniz…

Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr
Sonraki Sayfa »