Migrenin sırrı çözüldü!

Posted on Haziran 25th, 2009 in Sağlık, Sağlık Haberleri, astım, ağrı, baş ağrısı, migren, yüksek tansiyon by admin

Türk araştırmacılar, toplumda yüzde 20 oranında görülen migren hastalığına büyük oranda neden olan bir faktörü ilk kez tanımladı.
Araştırmacılar, yeryüzünde rüzgarla yer değiştiren sahra çölü tozlarının migrene neden olduğunu ve hastalığı tetiklediğini laboratuvar ortamındaki deneylerle kanıtladı.

ABD’deki Harvard Üniversitesi’nde baş ağrıları üzerine araştırmalarıyla tanınan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Nöropsikiyatri Merkez Müdürü Prof. Dr Hayrunnisa Bolay ve Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam’ın ortak çalışmasında, rüzgarla taşınan ve atmosferde su ve güneşle değişime uğrayan sahra çölü tozlarının migrene neden olduğunu ve bunların belli dönemlerde hastalığı tetiklediği ortaya çıktı.

Bu tozlardan verilen deney hayvanlarının beyinlerinin ağrı merkezinin aktif hale geçtiğini keşfeden araştırmacılar, bunların alerji, astım gibi hastalıkları da tetiklediğini öngörüyor.

AA muhabirine bilgi veren Prof. Dr. Bolay, bahar dönemlerinde lodosun artmasıyla birlikte baş ağrısı, yüksek tansiyon, astım ve halsizlik gibi yakınmalarda artış gözlendiğini anlattı.

Bolay, migrenin toplumda görülme sıklığının yüzde 20 oranında olduğunu, hastalığı tetikleyen nedenlerin ve mekanizmaların yalnızca bir kısmının tanımlanabildiğini, bu eksikliğin de yeni mekanizma ve ilaç arayışlarına gereksinimi arttırdığını ifade etti.

-”TOZLAR ATMOSFERDE DEĞİŞİME UĞRUYOR”-

Literatürde de ani hava değişimlerinin baş ağrılarını arttırdığına dair yayınların bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Bolay, Prof. Dr. Saydam’la birlikte yaklaşık 4 yıl önce başlattıkları çalışmalarda sahra tozunun arttığı dönemlerle baş ağrılarının ilişkisinin olup olmadığını araştırmaya başladıklarını dile getirdi.

Dünya ülkelerinin çeşitli çöl kaynaklarının tozlarından etkilendiğini, Türkiye’yi en çok etkileyen tozların da Afrika’daki Sahra Çölü’nden kalkan tozlar olduğunu dile getiren Bolay, şunları kaydetti:

”Bu tozlar, atmosferde bulutlarla Avrupa ve Amerika gibi başka kıtalara da hareket ediyor. Bu sırada güneş ışığının ve bulutun içindeki suyun da etkisiyle tozla birlikte virüs ve bakteri gibi mikroorganizmalar üremeye başlıyor. Ardından bunlar hızla çoğalıyor ve mikroorganizmaların yanında bazı aminoasitler ve demir gibi moleküller ortaya çıkıyor. Bu tozları Türkiye’ye taşıyan ise lodos rüzgarı.”

-TOZ VERİLEN HAYVANLARDA BAŞ AĞRISI-

Sahra çölü tozlarının ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde artış gösterdiğini vurgulayan Bolay, çalışmayla ilgili şu bilgileri verdi:

”Laboratuvarda atmosferik hava koşullarını taklit edecek bir ortam oluşturduk. Deney hayvanlarının bir kısmına bu tozlardan verirken, bir kısmına vermeyerek testlerimize başladık. Tozları su ve güneş ışığını taklit edecek enerjiye maruz bıraktık. Bunları, yaklaşık 24 saat sonra deney hayvanlarının soludukları havanın içine katkı olarak verdik.

İki saatin ardından temiz havada bulunan hayvanlara göre bu ortamı soluyan hayvanların beyinlerindeki ağrı merkezlerinin aktive olduğunu gösterdik. Bunu beyin dokularını özel metotlarla inceleyerek gördük.”

-”TOZUN İÇİNDEKİ ORGANİZMALAR ETKİLİ”-

Sahra tozlarının ağrıyı tetiklediğini gösteren bu bulguların bir sonuç çıkarmak için yeterli olmadığını bu nedenle de ikinci aşama deney çalışmalarına başladıklarını aktaran Bolay, ”Çünkü tozun kendisi de ağrıya yol açıyor olabilirdi. İkinci deneyde de tozlara radyasyon vererek içindeki bütün canlıların ölmesini sağladık. Böylece tozun içinde virüs, bakteri gibi mikroorganizmalar kalmadı. Bunlar öldükten sonra aynı tozu tekrar aldık ve yine hayvanların soluduğu havanın içine verdik” bilgisini verdi.

Deney hayvanlarına tozu mikroorganizmalardan arındırarak verdiklerinde tozlu olmayan ortamdan farklı bir reaksiyona rastlamadıklarını bildiren Bolay, ”Bu da etkinin tozun kendisinden değil, birlikte taşıdığı mikroorganizmalardan geldiğini kanıtlıyor” dedi.

”Filtreleme” yöntemi kullanarak yaptıkları bir başka deneylerinde ise 450 nanometrenin altındaki partiküllerin migren ve baş ağrısını tetikleyebildiğine dair bazı ön bilgiler topladıklarını aktaran Bolay, ”Bu boyut ise şu an bildiğimiz bakterilere göre çok küçük bir boyut. Bu nedenle de etkinin mikroorganizmaların kendisinden değil ama onlarla birlikte taşınan bazı ürünlerden kaynaklanabileceğini ortaya koyduk” diye konuştu.

-”DÜNYADAKİ İLK ÇALIŞMA…”-

Bolay, ”Bu etkileri dünyada ilk kez biz bu çalışmayla gösteriyoruz” diyerek, çalışmanın atmosferde bugüne kadar bilinmeyen bir faktörün etkisini ortaya koyması bakımından önemli olduğunu vurguladı.

Sahra tozunun yalnızca migren ya da diğer gruptaki baş ağrılarını tetiklemediğini, aynı zamanda astım, alerji ve yüksek tansiyon gibi diğer hastalıkları da tetiklediğine dair öngörüleri bulunduğunu dile getiren Bolay, ”Bu çalışmadan çıkacak sonuçlar çok fazla. Bulunması ve araştırılması gereken cevaplar çok. Bu nedenle çalışmaya destek bekliyoruz” dedi.

Bolay, yapılacak çalışmalarla ilgili olarak vücutta hangi yollarla ağrıyı tetiklediğinin bilinmediğini, Harvard Üniversitesinde yaptığı çalışmalarda gösterdikleri nitrogliserinin etkisine benzer bir etki olabileceğini vurguladı ve bu mekanizmaların aydınlatılması ile hastaların hava durumuna göre önceden haberdar edilerek ilaç kullanabileceklerini bildirdi.

Bolay, ”Örneğin ‘iki gün sonra toz gelecek veya Mart ayı süresince toz taşınıyor o nedenle o ay için şu ilacın kullanılması gerekecek” şeklinde mevsimsel tedavilere gidilebileceğini ifade etti.

”Bu çalışma hastalıklara ve tedavi şekillerine bakışımızda yeni bir ufuk açıyor” diyen Bolay, çalışmanın uluslararası dergilerden ”Sefalalji” isimli dergide yayımlandığını ve çalışmanın sonuçlarının Dr. Hacer Doğanay tarafından tez haline getirildiğini anlattı.

-ÇÖL TOZLARININ HAREKETLERİ”-

Prof. Dr. Cemal Saydam ise çöl tozlarının dünya üzerindeki hareketleri üzerine 15 yıldır çalıştığını, 1994′de Türkiye’de ilk uydu alıcı istasyonunun kurulmasıyla bu tozların hareketinin anında görülmeye başlanmasıyla konunun üzerine daha çok gittiğini anlattı.

Sahra tozlarıyla sağlığın ilişkisini kurmasında eşinin migren ve alerji rahatsızlıklarının etkisinin olduğunu dile getiren Saydam, eşinin Mersin’de belli dönemlerde artış gösteren rahatsızlıklarının çöl tozlarının artış gösterdiği döneme denk geldiğini ifade etti.

Kurduğu internet sitesinden tozların arttığı dönemde ağrıların arttığını gösteren mailler aldığına işaret eden Saydam, daha sonra Gazi Üniversitesi ile çalışmalara başladıklarını kaydetti.

-”KUSURA BAKMAYIN AMA BİZ BULDUK”-

Çalışmanın, Türkiye’deki çeşitli çevrelerce başka bir ülkede daha önce yapılmadığından, ”bilimsel” olarak nitelendirilmediğini aktaran Saydam, ”Biz de onlara ‘Bu dünyada ilk çalışma. Kusura bakmayın ama bunu biz bulduk’ diyoruz” diye konuştu.

Saydam, sahra tozlarının yoğunluğunda Türkiye’de en fazla risk altında olan bölgenin Akdeniz olmasına rağmen, Türkiye’nin hemen hemen her noktasının lodosa maruz kaldığından risk altında olabileceğini söyledi.

Bu tozları kullanarak yağmurun da yağdırılabileceği üzerine çalışmalarının da bulunduğunu anımsatan Saydam, bu çalışmaların üzerine gidilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Samanyoluhaber.com

  • Comments Off

Çağımızın sorunu: Migren!

Toplumda en sık görülen ve şikayet edilen hastalıklardan biridir migren. Şiddetli baş ağrıları ve beraberinde gelişen olumsuz etkiler, atak boyunca yaşam kalitenizi düşürür ve sizi sıkıntıya sokar. Uzmanlara göre migren aynı zamanda toplumsal bir sorun, çünkü kişinin iş yaşamını olumsuz etkiliyor ve verimi de düşürüyor. Yediğiniz gıdalara dikkat ederek ve hayatınızdan stresi uzaklaştırarak, migren ataklarını aza indirebilirsiniz.Günümüzün en sık şikayet edilen sağlık sorunlarındandır baş ağrıları. Hayatımıza yoğun oranda stresin girmesiyle birlikte, baş ağrıları da çeşitlenmeye ve sıklaşmaya başladı. Bir baş ağrısı tipi olan migren hastalığı da şiddetini günden güne arttırıyor. Dr. Ali Boyacıyan konu hakkında: “Migren toplumda görülen en sık baş ağrısı türlerinden biri. Değişik çalışmalarda farklı rakamlar çıkmasına rağmen yaklaşık olarak toplumda yüzde 10–15 civarında kişide ortaya çıkabilmektedir. Migren, esas olarak beyinde hücresel düzeyde fonksiyonel bir bozukluktan kaynaklanır. Bu bozukluk belli bir süre devam ettikten sonra dönemini tamamlar ve iz bırakmadan düzelir. Migrenin süresi klasik olarak 3–72 saat civarında olmaktadır. Aslında beyinde hücresel düzeyde bir bozukluk başlar. Bu bozukluğun neticesinde beyin damarları ve beynin etrafını saran zarlar etkilenir. Bunun neticesinde de şiddetli zonklayıcı ağrılar ortaya çıkar. Çoğu zaman ağrının bir periyot halinde geliştiği bir hastalık olan migren, zaman zaman ağrı dışındaki belirtilerle de kendini gösterebilir.” diyor.

Migren genel olarak klinik planda auralı migren ve aurasız migren olarak ikiye ayrılır. Bunun dışında daha nadir görülen oftalmik migren, hemiplejik migren, komplike migren gibi türleri de vardır.

Migrenin belirtileri ve sebepleri nelerdir?

En önde gelen belirti, zonklayıcı baş ağrısıdır. Bu ağrılara genellikle bulantı ve kusma eşlik eder. Eş zamanlı olarak ses ve ışık hassasiyeti, koku hassasiyeti ve bu ana belirtilerle birlikte ikincil olarak gelişen otonomik bozukluk belirtileri gelişir. Eğer migreniniz varsa kriz esnasında veya öncesinde; uyku hali, açlık hissi, esneme, gaz birikimi, geğirme, baş dönmesi gibi belirtilerden de şikayetçi olmanız çok normaldir.

Migrenin temel olarak sebebi hala bilinmiyor, ancak sözü edilen peşi sıra bozuklukların birbirini tetiklediği biliniyor. Migrenin başlangıcı, hücresel düzeydeki mekanizmalarla olur. Bu düzeyde biriken bazı inflamatuar maddeler, başka reaksiyonları tetikler ve bunun sonucunda, beyin hücrelerinin ve bazen de kan damarlarının işlevleri bozulur. Bütün bunların akabinde de genellikle şiddetli baş ağrıları ortaya çıkar.

Migrene nasıl tanı konur?

Baş ağrısı, genel bir başlık olduğu için migren bunun alt gruplarından biridir. “Baş ağrısı” büyük başlığı altında, migren dışında da birçok hastalık vardır. Örneğin küme tipi baş ağrısı, dolaşım bozuklukları, beyin tümörleri, beyin kanamalarının yol açtığı ağrılar, “baş ağrısı” büyük başlığı altında irdelenebilecek hastalıklar arasında sıralanabilir.

Migrene tanı genellikle öykü özelliklerine dayanılarak konulur, çünkü atak sırasında yapılabilecek bazı özel laboratuar tetkikleri dışında, migren hastalığını ortaya çıkarabilecek bir tetkik henüz yoktur. Çoğu zaman diğer hastalıklar dışlanarak ya da belirtilerin üzerine giderek tanı koyulmaya çalışılır.

Migren, hastaların yaşamlarını nasıl etkiler?

Migren aslında önemli bir toplumsal sorundur. Migren hastalığının neden olduğu iş gücü ve üretim kaybı yüksek oranlardadır. Migren hastasının kendisi açısından da yoğun ağrılı bir dönem olduğu için sıkıntı verici bir durumdur. Üstüne diğer ek belirtiler de eklendiğinde, (mide bulantısı, kusma gibi) kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Çoğu zaman yatarak istirahat tedavisi migren hastasına iyi gelir.

Migren atakları, yukarıda anlatılan mekanizma ile ortaya çıkar. Auralı migrende, genel olarak 1 saat civarında süren öncül belirtiler olur ve sonrasında baş ağrısı gelişir. Aurasız migrende ise, genellikle öncül belirti ortaya çıkmaz ve baş ağrısı daha uzun sürer. Migren ataklarının sıklığı ve şiddeti hastadan hastaya büyük değişkenlik gösterebileceği gibi aynı kişide değişik dönemlerde sıklık ve şiddet değişkenlikleri de görülür. Hayat boyu ancak birkaç kez migren tipi ağrı çeken insanlar olduğu gibi, hemen her gün migren ağrısı ile yaşamak zorunda kalan kişiler de vardır.

Migren ağrısı sırasında, genellikle sessiz ve karanlık bir ortamda yatmayı tercih edersiniz. Atak döneminde olduğu için bu dönemi kırmakta kullanılan ilaç uygulamaları ağrınızın hafiflemesine ya da yok olmasına yardımcı olur.

Migren nasıl tedavi edilir?

Migren tedavisi asıl olarak iki başlıkla irdelenebilir.

Atak tedavisi: Şiddetli ağrı sırasında uygulanacak ilaçlar ve yardımcı yöntemlerdir.

Koruyucu tedavi: Ağrı olmaksızın uygulanan, ağrıyı önleyici ilaçlar ve yöntemlerdir.

Migren tedavisiyle ilgili olarak Dr. Bülent Kayhaoğlu ise: “Migren tedavisinde ilaçlar basta olmak üzere birçok yöntem de denemektedir. Genetik bir hastalık olduğu için kesin tedavisi yoktur, ancak tedavi yöntemleri ile hastalıktan dolayı düşen yasam kalitesi arttırılabilir. Öncelikle ağrınızın ataklarını tetikleyen etmenleri fark etmeniz ve bunlardan kaçınılabilir olanlardan kaçınmanız önemlidir.” diyor ve şöyle devam ediyor:

İlaç tedavisinde koruyucu olarak belli süreler (3–6 ay) ilaç kullanımı oldukça etkilidir, bu süreler sonunda ilaçların etkinliği bir süre daha devam eder.

Atak sırasında başlangıçta basit ağrı kesiciler bir süre işe yararken, sonra etkisizleşirler. Sık ağrı atağı olanlarla birlikte özellikle allodini (vücutta normalde ağrı oluşturmayan uyaranların ağrılı olmaması, örneğin saç tararken acıma) varlığında yeni geliştirilmiş Triptanların çok işe yaradığı bilinmektedir.

Adet dönemlerinde ortaya çıkan ağrı atakları için, adet öncesi ve sırasında kullanılan tedavi şemaları ile yaşam kalitenizi arttırabilirsiniz.

İlaç kullanmayı sevmiyorsanız ya da beklenen yararı göremediyseniz de bağımsız veya ilaçlarla birlikte yardımcı tıp yöntemleri deneyebilirsiniz. Bunlar akupunktur, yoga, EMDR olabilir.

Önemli olan; var olan ağrı ataklarının isminin doğru konması, iyi izlenmesi ile yaşamın değişik dönemlerinde ortaya çıkabilecek başka hastalıklar, ilaç kullanımlarıyla sorun yaratmayacak stratejilerin geliştirilmesidir. Migren, yalnızca bir baş ağrısı hastalığı değildir. Tek basına ya da diğer hastalık ve ilaçlarla daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve iş gücü kayıplarının önüne geçilmesi, yine bu stratejilerin başka bir artı değeridir.

Hangi etkenler migrene neden olur?

• Genellikle oksijeni az olan yoğun bir ortamda bulunmanız ya da yoğun kokulu bir ortama maruz kalmanız migreninizi tetikleyebilir.

• Ayrıca vücudunuzu strese sokacak herhangi bir faktör de migren ağrınızın tetiklenmesine neden olur. Stresle tetiklenen migren ağrısı bazen de eğer uzun süreli bir stres yaşadıysanız, bu dönemi izleyen rahatlama döneminde de ortaya çıkabilir, mesela tatilde.

• Uyku miktarınızı hep sabit tutmanızda fayda vardır. Az veya fazla uyumak migreni tetikleyen bir etkendir.

• Ayrıca bazı yiyecekler (her hastada geçerli olmamakla birlikte; çikolata, beyaz peynir, kaşar peyniri, baharatlı yiyecekler, mezeler ve alkol) migren ağrılarını uyarabilir.

Migren en sık hangi yaşlarda görülür?

Dr. Kahyaoğlu: “Her yaşta başlayabilirse de en çok ergenlik ve ilk gençlik yaşlarında başlar. Ergenlik öncesi her iki cinste görülme sıklığı eşitken ergenlik sonrası menopoz dönemine kadar kadınlarda çok daha sıktır. Gebelik boyunca azalması, menopozdan sonra belirgin değişiklik göstermesi, doğum kontrol hapları ile şiddetlenmesi, migren ile kadın cinsiyet hormonları arasında sıkı bir ilişkinin varlığını düşündürür. Çocukluk cağında nedensiz şiddetli karın ağrıları, kusma atakları migren nedeniyledir.” diyor.

Migren, özellikle hormonal değişikliklerden sık etkilenir. Bu nedenle örneğin periyot dönemlerinizde şiddetli ağrıların ortaya çıkması normaldir. Bu açıdan başka bir destekleyici kanıt olarak da migren tipi ağrıların, genellikle hamilelik dönemlerinde azaldığı gözlenir.

 

anneyiz.biz

  • Comments Off