Göz ile ilgili bilinmeyenler!

Doğru olmayan pek çok bilgi göz sağlığı konusunda insanları yanlış yönlendiriyor.

Göz sağlığı hakkında neleri yanlış biliyoruz? Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Olcay Şahin cevaplıyor…

1) Yanlış: Gözlük veya lens takmak gözlük numarasının ilerlemesini engeller!

Doğrusu: Bilinenin aksine gözlük takmak ya da takmamak gözlük numarasının ilerlemesini etkilemez. Gözlük tedavisinin amacı görme düzeyini artırmaktır.

2) Yanlış: Gözün gözlük kullandıkça gözlüğe alışır.

Doğrusu: Gözün gözlüğe alışması diye bir şey yoktur. Kişi gözlükle iyi görmenin nasıl olduğunu anladığı için gözlükten vazgeçemez.

3) Yanlış: Bebek veya küçük çocuk gözlük takamaz.

Doğrusu: Yüksek numara göz bozukluklarında çocuk yaşta görmenin gelişmesi ve tembellik olmaması için mutlaka erken yaşta gözlük takılması gerekir.

4) Yanlış: Ara sıra gözlerim ağrıyor, dinlendirici gözlük kullansam geçer herhalde.

Doğrusu: Dinlendirici olarak adlandırılan standart bir gözlük yoktur. Dinlendirici gözlük numaralıdır ve ihtiyacı olana verilir. Kırma kusuru bulunanların mutlaka kendi gözüne uygun numarada gözlük kullanması gerekir.

5) Yanlış: Yakından televizyon izlemek gözleri bozar!

Doğrusu: Yakından televizyon izlemenin göz sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. Fakat az gören çocuklar televizyonu daha yakından izleyeceğinden göz hastalıklarının erken bir belirtisi olabilir.

6)Yanlış: Uzun süreler bilgisayar kullanmak gözü bozar!

Doğrusu: Uzun süre bilgisayar başı çalışanlarında ufak miktarlardaki kırma kusurları şikayet nedenidir. Bu bozukluk zaten gözde mevcuttur, kişinin günlük yaşantısında gözlük ihtiyacı yoktur.

7) Yanlış: Göz tembelliği lazer ameliyatıyla düzelir.

Doğrusu: Göz tembelliği ameliyatla düzeltilemez. 7 yaşından önce gözlük kullanımı ve iyi gören gözün kapatılması ile düzeltilebilir. Lazer ameliyatlarının da göz tembelliğini tedavi edici özelliği yoktur ve sadece gözlük numaralarının azaltılması amacıyla yapılır. Ameliyat sonrası görme düzeyi kişinin gözlükle görebildiği kadar olacaktır.

8) Yanlış: Gözlükten kurtulmak için gözün çizdirilmesi gerekir.

Doğrusu: Gözlük ihtiyacını ortadan kaldırmak için yapılan laser tedavisi (Excimer) gözü çizmez, yalnızca belli bir kalınlıktaki kornea dokusunu buharlaştırarak ortadan kaldırır.

9) Yanlış: Katarakt ameliyatı lazerle yapılır.

Doğrusu: Günümüzde en modern ameliyat yöntemi olan FAKO halk arasında yanlış olarak lazerli ameliyat olarak bilinmektedir. Oysa FAKO yönteminde lazer kullanılmaz, ultrasonik titreşimlerden faydalanılır.

10) Yanlış: Katarakt sadece yaşlılarda olur.

Doğrusu: Katarakt en sık yaşlılarda olmakla birlikte bebeklerde, çocuklarda ve gençlerde de görülebilir.

11) Yanlış: Katarakt bir gözden diğerine geçer.

Doğrusu: Katarakt bir gözden diğer göze geçmez.

12) Yanlış: Katarakt tekrarlayabilir.

Doğrusu: Katarakt tekrarlayıcı değildir. Bazen katarakt ameliyatından sonra, göz içine yerleştirilmiş olan merceğin arkasındaki zarda kesifleşme olabilir ve bu yanlış olarak `katarakt tekrarladı` şeklinde bilinir.

13) Yanlış: Bebeklerdeki şaşılığı tedaviye gerek yoktur, zamanla kendiliğinden geçer.

Doğrusu: Bebeklerdeki bazı şaşılıklar çok ciddi olup hemen tedavisi gerekebilir. Tedavi gözlük veya ameliyat şeklinde olabilir. Bu tip şaşılıklar tedavi edilmediğinde ileriye dönük kalıcı görme kayıpları (göz tembelliği) gelişebilir.

14) Yanlış: Gözlükle şaşılık tedavi edilir ve bir daha gözlüğe gerek kalmaz.

Doğrusu: Göz kaymalarının çoğu gözlükle tedavi edilebilir. Fakat şaşılık tedavi edildikten sonra genellikle gözlüğe devam etmek gerekir. Aksi takdirde şaşılık tekrarlayabileceği gibi görme bozuklukları da görülebilir.

15) Yanlış: Lazer ile şaşılık tedavisi yapılır

Doğrusu: Şaşılık cerrahisi göz kaslarına yapılan dikişli bir müdahaledir. Lazerle şaşılık ameliyatı yapılamaz.

16) Yanlış: Gözlerim çok ağrıyor, göz tansiyonum yükselmiş olabilir.

Doğrusu: Göz tansiyonu çok az belirti veren bir hastalıktır. Pek çok göz hastalığı ve vücudun diğer bölgelerindeki hastalıklar da göz ağrısına yol açabilir. Gözdeki ağrıların çok az bir kısmı göz tansiyonuna bağlıdır.

17) Yanlış: Göz tansiyonu ameliyatı olunca görmem netleşecek.

Doğrusu: Ameliyatının amacı, ilaçlarla kontrol altına alınamayan göz tansiyonunu düşürmektir. Ameliyattan sonra görme düzeyinde bir artış olmaz.

18) Yanlış: Fazla tuzlu yemek gözü bozar.

Doğrusu: Tuzlu yemek tansiyonun yükselmesine sebep olup bazı rahatsızlıklara yol açabilirse de göz sağlığı açısından herhangi bir etkisi yoktur.

19) Yanlış: Bol bol havuç yemek göze çok faydalıdır.

Doğrusu: Göz sağlığı açısından gerekli olan vitaminler çoğu sebze ve meyve de bol olarak bulunur. Dengeli beslenen bir kişi için bol havuç yemenin fazladan bir faydası yoktur.

20) Yanlış: “Gözyaşım kurudu galiba, ağlayamıyorum.”

Doğrusu: Ağlamak psikolojik bir olaydır ve ağlama ile gelen gözyaşı da refleks sonucudur. Gözyaşı kuruluğu kavramı vardır, ancak bunun ağlama ile ilişkisi yoktur.

Hürriyet

  • Comments Off

Domuz gribinde hızlı teşhis!

Posted on Nisan 30th, 2009 in Domuz Gribi, Sağlık, Sağlık Haberleri by admin

İsviçre’de domuz gribini hızla teşhis eden yeni bir test geliştirildiği bildirildi.

Cenevre Üniversitesi hastanesi sözcüsü Severeine Hutin, domuz gribi hastalığına 36 saat içinde tanı koyan testin İsviçre hastanelerinin kullanımı için geliştirildiğini, ancak testin başka ülkelerde de uygulanabileceğini söyledi.

Hutin, yeni testin İsviçre’deki ilk domuz gribi vakasının belirlenmesinde de kullanıldığını vurguladı.

Halen domuz gribi hastalığının teşhis edilmesi için kullanılan standart testlerin sonucunun alınmasının günlerce sürebildiği belirtiliyor.

İsviçre Sağlık Bakanlığından Jean-Louis Zurcher adlı yetkili sabah yaptığı açıklamada, Meksika’dan dönen genç bir adamda domuz gribi virüsü tespit edildiğini söylemişti.

gerçekgündem…

 

 

 

 

 

 

 

 


  • Comments Off

Selülit Sorununa Yeni Çözümler!

Yaz geliyor! Kabanlardan, kalın kumaşlı giysilerden kurtuluyoruz. Tiril elbiseler, kısa şortlar bizi bekliyor. Peki ya selülitler? Onların da çözümü var. Yeni teknoloji kadınlar için çalışıyor.
Güzellik merkezlerinde uygulanan ve ileri seviyedeki selülitler için çözüm getiren birbirinden farklı yöntemler bulunuyor. En sık tercih edilen ve başarılı sonuçlar veren selüliti yok etme metotları;
Mezoterapi
Selülit tedavisinde kullanılan en popüler yöntemlerden biri mezoterapidir. Çok ince uçlu iğnelerle selülitli bölgeye özel bir ilaç enjekte ediliyor. Böylece selülitler parçalanıyor ve bölgede incelme görülüyor. Özellikle hızlı kilo alıp vermelerden sonra oluşan sarkmalarda sıkılaşmayı da sağlıyor. Seanslar ortalama 15 dakika sürüyor. Başarılı sonuç için 8-10 uygulamak gerekiyor.
Vacustyler Cihazı
Vacustyler cihazı; negatif ve pozitif atmosfer basınçlarıyla selüliti  yok etmeyi hedefliyor. Alçak basınç sırasında bacaklara kan ve oksijen pompalanıyor, yüksek basınç sırasında ise kirli kan ve toksinler, damar ve lenf yollarıyla dışarı atılıyor. Bölgedeki kan akışı hızlandığı için selülit tedavisinde gözle görülür başarı elde ediliyor. Ortalama 30 dakika süren seanslar uygulanan bölgenin yoğunluğuna göre değişiyor.
Slim up
Slim up teknolojisinde elektrik akımı kullanılıyor. Metabolizma ve kan akışı hızlandırılıyor, derideki olası sarkmaların engellemesi sağlanıyor. Bu uygulama aynı zamanda kilo vermenizi de sağlıyor. Etkili sonuç almak için en az 8-12-16 haftalık  seans uygulanması gerekiyor.
Starvac
Starvac yönteminde uygulanan yöntem vakum. Vakum cihazıyla selülitli bölgede bulunan lenfler harekete geçiriliyor ve vücuttan dışarı atılması sağlanıyor. Böylece hem selülitlerde gözle görülür azalma gerçekleşiyor hem de bölgede incelme sağlanıyor. Seanslar ortalama 35 dakika sürüyor ve kesin sonuç almak için 10 seans uygulanması gerekiyor.
kadın.tr.msn.com
  • Comments Off

Yaz başlangıcında göz sağlığına dikkat!

Özellikle bahar aylarında, polenlerin etkisiyle oluşan bahar nezlesi nedeniyle gözlerin kaşınması, körlüğe kadar uzanan rahatsızlıklara neden olabiliyor. 
  Denizli Devlet Hastanesi Göz Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Dr. Serdar Marol, alerji ayları olan bahar ve yaz başlangıcında vatandaşların göz sağlığına dikkat etmesi gerektiğini söyledi.
Bu dönemlerin çiçek ve ağaç polenlerinin çıktığı zamanlar olduğu için gözde bahar nezlesi rahatsızlığı oluşabildiğini belirten Uz.Dr. Serdar Marol, şöyle konuştu: “Gözlerde yanma, şişme, kızarıklık, kaşıntı ve sulanma ile başlayan alerji, en sık bahar aylarında görülür. Bahar nezlesi, alerjinin tam hastalıklı şeklidir. Vatandaşlar bu rahatsızlığı çok hafif olarak algılıyor. Oysa çok önemli ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Dört beş  yaşlarında genellikle çocukluk döneminde başlıyor 20yaşına hatta daha sonraki yaşlara kadar devam ediyor.”
  Hastalığın ilaç, damla, pomat ve merhemlerle tedavi edildiğini anlatan Marol, sözlerine şöyle devam etti: “Bu hastalığa yakalananlar mutlaka doktor kontrolünde tedavi olmalı. Eğer bu hastalık tam tedavi edilmezse ileri yaşlarda keratokonus hastalığı adı verilen korneal dejenerasyona sebep olabiliyor.”    
  Bahar nezlesinin gözde tatlı bir kaşıntıya neden olduğunu, hastalar için asıl büyük tehlikenin bu noktada odaklandığını ifade eden Dr. Serdar Marol, başta çocuklar olmak üzere büyüklerin dahi tatlı bir kaşıntı olduğu için gözlerini sürekli kaşıyarak büyük bir riske girdiklerini sözlerine ekledi.

stargazete.com

  • Comments Off

Domuz Gribi’nden nasıl korunulur ?

Posted on Nisan 28th, 2009 in 'Kuş Gribi', Domuz Gribi, Sağlık, Sağlıklı Yaşam Önerileri by admin
İç hastalıkları uzmanı Dr. Gündüz Tezmen domuz gribinden korunma yollarını anlattı.

İç hastalıkları uzmanı Dr. Gündüz Tezmen, Meksika ve ABD’de görülen daha sonra giderek yayılan, çok sayıda kişinin ölümüne neden olan ‘Domuz Gribi’ hastalığı ile merak edilenleri anlattı. Dr. Tezmen, Türkiye’de henüz ortaya çıkmayan öldürücü hastalık ile ilgili önlem alınması gerektiğini bildirirken, ellerin sık yıkanmasını, hasta kişilerden uzak durulmasını önerdi.

Dr. Gündüz Tezmen, ‘Domuz Gribi’nin A tipi influenza (grip) virüsü ile oluştuğunu, aslında domuzlar arasında salgın yapan bir hastalık olduğunu, insanlara pek bulaşmadığı halde insan gribi virüsünün bir araya gelmesiyle mutasyona uğradığını, hastalığın insanlar arasında da salgın hale gelebildiğini söyledi. Dr. Tezmen, ‘A/H1N1′ tipi virüsün, Mart ayı sonundan bu yana Meksika ve ABD’nin güneyinden başlamak üzere insanlar arasında da salgın yapar hale geldi, bu hastalığa bağlı olarak çok sayıda insan hayatını kaybettiğini belirterek, hastalığın belirtileri ve yayılması ile ilgili şöyle dedi:

“Domuz Gribi’nin belirtileri, normal insan gribi ile aynıdır. Titreme ile başlayan yüksek ateş, ileri derecede halsizlik, boğaz ağrısı, öksürük, şiddetli baş ve vücut ağrısı karakteristik belirtiler arasındadır. Bazı kişilerde kusma ve ishal de olabiliyor. Hastalık zatürre ve buna bağlı solunum yetmezliği ile hayatı tehdit edebiliyor. Influenza A (H1N1) virüsün sebep olduğu domuz gribi, mevsimsel insan gribi ile aynı bulaşma yollarına sahip. Hasta kişilerin aksırık ve öksürük ile çevreye saçtığı virüsler, hastalığın hızla yayılmasına yol açıyor. Hasta kişilerin aksırma, öksürme, burun silme gibi eylemler sırasında ellerine bulaşan virüsler, el sıkışma, kapı kolu, elektrik düğmesi gibi herkesin kullandığı nesnelere temas ile de sağlam kişilerin ellerine ve daha sonra ağız burun ya da göze temasla vücuda girerek hastalığın başlamasına yol açıyor. Virüs bulaşmış kişiler, henüz hastalık belirtileri göstermeden 1 gün öncesinden ve hastalandıktan itibaren de 7 gün süreyle bulaştırabiliyor. Bu nedenle henüz sağlıklı gözüken kişilerden bile hastalık bulaşabileceğini unutmamak gerek.”

Dr. Gündüz Tezmen, hastalıktan en önemli korunma yönteminin sık el yıkama olduğunu, hasta olduğu bilinen kişilerden uzak durulmasının önem taşıdığını bildirirken, “Kapalı, havasız ve çok kişinin bulunduğu ortamlar bu açıdan riskli. Hastalığın salgın yaptığı hallerde maske ile ağız ve burunun kapatılması da yararlı olabiliyor. Ayrıca genel sağlık kurallarına dikkat ederek, yeterli uyumak, aşırı yorgunluklardan kaçınmak, temiz havada hafif sporlar yapmak, bol sıvı almak, taze sebze ve meyve yemek de etkili önlemler arasındadır” diye konuştu.
Dr. Tezmen, hastalığın tedavisinde kuş gribi salgınında da gündeme gelen oseltamivir ve zanamivir etken maddeli antiviral ilaçların hastalığın başlangıcında kullanıldığında tedavi edebildiğini, bulaşma halinde koruyucu olabildiğini bildirdi. Dr. Tezmen, “Bu ilaçlar virüslerin bünyede çoğalmalarını önleyerek çare oldukları için, hastalığın ilk 2 günü içinde kullanıldıklarında etki gösterebiliyor” dedi.

Dr. Gündüz Tezmen, bu hastalığı çocuklar daha çok bulaştırabileceğini anlatırken şöyle devam etti:

“Hasta kişiler 7 gün süreyle virüs bulaştırabiliyorlar. Ancak çocuklar, özellikle küçük çocukların bünyesinde virüs çok daha uzun yaşayabiliyor. Bu süre iki haftaya kadar uzayabiliyor. Çocuklar oyun sırasında ya da okullarda hastalığı birbirlerine çok daha kolay bulaştırabiliyor. Bu virüs gıdalarla bulaşmıyor. Domuz eti yemenin bulaşmada bir etkisi yok. Ayrıca, domuz eti yemiyor olmak da bu olayda koruyucu bir avantaj yaratmıyor. Virüslerin vücut dışında da 2 saat kadar canlı kalabildikleri biliniyor. Aksırma ya da öksürme sırasında saçılan virüslerin doğrudan bulaşmasıyla ya da hasta kişilerin elleri aracılığıyla masa, telefon ahizesi, kapı kolu, elektrik düğmesi gibi herkesin dokunabildiği yüzeylere bulaşan virüsler burada 2 saat civarında canlı kalabiliyorlar. Bu yüzeylere temas ettikten sonra ellerimizi yıkamadan, ağız, burun ya da gözümüze değersek virüsü bulaştırabiliriz. Elleri bol sabunla ve tercihen sıcak su ile 15-20 saniyeden az olmayacak süre yıkamak, eğer yıkama olanağı yoksa kolonya gibi alkollü bir madde ya da eczanelerde satılan el dezenfektanları ile dezenfekte etmek gerekmektedir.”

Domuz gribine yakalananların hastalığı bulaştırmaması için başkaları ile temas etmemesi, öğrencilerin okula, çalışanların işe gitmemelerinin önerildiğini hatırlatan Dr. Tezmen, “Aksırma ya da öksürme sırasında ağız ve burunu mendille kapamak ve mendili çöpe atmak, eğer mendil bulamıyorsanız elinizle kapamak ama ardından elleri sabunla yıkamak gerek. İyice iyileşinceye kadar başkalarıyla öpüşmeyin ve el sıkmayın. Hastalığı hafife almayın, sizde hafif geçen bir hastalık bir başkasının hayatını riske sokabilir. Çevrenizde domuz gribi hastaları varsa ve siz de yüksek ateş, baş ve vücut ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı, bulantı ishal gibi grip belirtileri gösteriyorsanız, hemen doktora başvurun, grip araştırması ve gerekirse tedavisine başlayacaklardır. Hastalık belirtileri varsa, başkalarıyla temastan olabildiğince uzak durun ve mümkün olduğu kadar istirahat edin” dedi.

Dr. Tezmen, kişilerde aşağıdaki belirtilerin görülmesi halinde hemen acil servise başvurulmasını istedi:

“- Çocuklardaki acil belirtiler: * Nefes darlığı ya da çok hızlı nefes. * Morarma. Yeterli sıvı alamama. * Uyandırılamama, ya da aşırı dalgınlık. * Aşırı hırçınlık. * Döküntüyle birlikte aşırı ateş * İyileşti derken ateşin tekrar çok yükselmesi

- Erişkinlerdeki acil belirtiler: * Nefes darlığı veya nefes yetmezliği * Göğüs ya da karında ağrı ya da basınç hissi * Şuur bulanıklığı * Aşırı ve devam eden kusma.”

NE KADAR TEHLİKELİ

Dr. Tezmen, ‘Domuz Gribi’nin insanlık tarihinin en yoğun ölüme sebep olan hastalığı olarak bilinen ‘İspanyol Gribi’ salgını kadar tehlikeli görünmediğini buna rağmen hastalığa yakalananlarla ölenlerin oranlarının yüzde 10 civarında olduğunu söyledi. Dr. Tezmen, “Bu salgın Kuş Gribi hastalığından daha önemli. Çünkü Kuş Gribi, kanatlılardan insanlara bulaşıyor. Bu nedenle tehlike daha az. Oysa Domuz Gribi, insandan insana bulaşabilir bir özellik taşıyor. Grip çok kolay bulaşan bir hastalık. Virüs bulaşmış olmasına rağmen henüz hasa olmayanlar da hastalığı bulaştırabildiği için kolayca salgın yapabiliyor. Türkiye’den henüz bildirilmiş vaka yok. Ancak Avrupa ve Ortadoğu’da vakalar görüldüğüne göre, Türkiye’nin de geçiş bölgesi olması nedeniyle vakaların görülmemesi için bir neden yok. Bu nedenle yoğun önlem almakta gecikmemek gerekir” dedi.

haber3

  • Comments Off

Aşk her derde deva!

Posted on Nisan 26th, 2009 in Pozitif yaşam, Sağlık, Sağlıklı Yaşam Önerileri by admin
Yahoo, ABD üniversitelerinin aşk hakkındaki çalışmalarını derledi.

Yahoo, ABD üniversitelerinin aşk hakkındaki çalışmalarını derledi. Buna göre aşk, evlilik, evlat sevgisi, hayvan beslemek; insanları sağlıklı, mutlu, dinç ve kırışıksız tutmaya yetiyor…

- Rutgers Üniversitesi’ne göre aşk da tıpkı çikolata gibi, beynin dopamin salgılamasını sağlıyor. Bu salgı da ruh halini, enerji seviyesini yükseltiyor, odaklanmayı kolaylaştırıyor.
-Aşk, koku alma duyusunu keskinleştiriyor.
-Evlilik ve aşk ikilisi, akıl sağlığını korumaya yardımcı oluyor. Chicago Üniversitesi’nin bulgularına göre, evli çiftlerde psikiyatrik vakalar daha az görülüyor.
-Brown Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre evliler, bekarlara oranla daha nadir hastalanıyor. Ömür ortalama 8 yıl uzuyor.
-Dartmouth Üniversitesi’ne göre iyi bir evlilik yılda fazladan 100 bin dolar kazanmaktan daha fazla mutluluk veriyor.
-Baba olmak, erkekleri daha ılımlı yapıyor.
-Missouri-Columbia Üniversitesi uzmanları, hayvan sevgisinin ve evde hayvan beslemenin depresyonu azalttığı görüşünde.
-Evlilik aynı zamanda insanı gençleştiriyor, hücreler hızlı yenileniyor.
-Michigan Üniversitesi uzmanlarına göre, romantik film izleyen erkeklerde progesteron seviyesi artıyor ve uysallaşıyorlar.
-John Hopkins Üniversitesi ise çiftler arasındaki fiziksel temas, antidepresan etkisi yapıyor.

haber3

 

  • Comments Off

Sütler buzdolabında nasıl saklanmalı?

Posted on Nisan 26th, 2009 in Sağlık, Sağlıklı Yaşam Önerileri, dengeli beslenme by admin
Uzmanlar, süt ve süt ürünlerinin, buzdolabının kapağı yerine iç kısımlarına koyulmasını öneriyor. Kapaktaki rafların daha sıcak olduğunu belirten uzmanlar, buralarda süt, yoğurt ve peynir gibi gıdaların daha erken bozulabileceğini söylüyor

Antalya’nın Alanya ilçesinde, süt ve süt ürünleri satan işletmeleri bilgilendirici bir toplantı düzenlendi. Alanya Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü tarafından düzenlenen toplantıya, işletmeler büyük ilgi gösterdi. Toplantıda konuşan gıda mühendisi Sevda Erdoğmuş, süt ve süt ürünlerinin muhafaza şartları hakkında bilgi verdi. Bunlara uyulmadan satışa sunulan ürünlerin insan sağlığını tehdit edeceğini kaydeden Erdoğmuş, son kullanma tarihi geçmiş olan süt ürünlerinin kesinlikle raflarda bekletilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Gıda mühendisi, “Süt ürünlerinin 4 derece sabit sıcaklıkta saklanacağı var sayılmaktadır. Eğer sıcaklık 10 derece olursa, bu ürünlerin muhafaza edilebilirliği dört kat azalmaktadır. Satışa sunulan ürün­lerde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca verilen üretim izin tarih ve numa­rasının, ithal ürünlerde ise ithalat izin tarih ve numarasının etikette belirtilmiş olması gerekir. Üretim veya ithal izni olmayan ürünlerin satılması yasaktır. Satış şartları, asgari teknik ve hijyenik özellikleri sağlamalı ve üründe bozul­maya yol açmamalıdır. Ayrıca personele hijyen eğitimi verilmelidir.” dedi.

Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Saraç ise halkın sağlığını tehdit edici ürünleri satmamaları ve kriterlere uygun  muhafaza etmeleri konusunda işletme yetkililerini uyardı. Özellikle pazar yerlerinde süt ve süt ürünleri satan işletmelerin hijyen kurallarına özen göstermesi gerektiğini vurgulayan Saraç, Alanya’nın turizm şehri olduğunun unutulmaması gerektiğini kaydetti.

 (CİHAN)

  • Comments Off

Yüzde yüz meyve suyunun 2 faydası!

Günde bir bardak yüzde 100 meyve suyunun obezite ve felç, kalp hastalıkları ve şeker hastalığı riskini artıran metabolik sendrom riskini düşürdüğü bulundu

2009 Deneysel Biyoloji toplantısında sunulan araştırma, yetişkin kadın ve erkekler arasında yüzde 100 meyve suyu içenlerin daha zayıf oldukları, insülin hassasiyetinin daha iyi olduğu ve obezite ile metabolik sendrom riskinin daha az olduğunu gösterdi.

Minnesota Üniversitesi’nden Dr. Mark Pereira ve Dr. Victor Fulgoni, yüzde 100 meyve suyu tüketenlerin daha düşük vücut kitle indeksine, daha küçük  bel çevresine ve daha az insülin direncine sahip olduklarını tespit etti.

Araştırmacılar, obezite riskinin yüzde meyve suyu içenler arasında yüzde 22 daha az, metabolik sendrom riskinin ise yüzde 15 daha az olduğunu söylediler. Dr. Pereira, “Meyve ve sebzelerle yapılan sağlıklı bir diyetin bazı kronik hastalıkların azalmasıyla bir bağlantısı olduğunu biliyoruz. Bir bardak yüzde yüz meyve suyunun da benzer faydaları var” dedi.

(zaman)

 

  • Comments Off

Mutsuzluk Kilo Aldırır!

Posted on Nisan 26th, 2009 in Sağlık, Sağlıklı Yaşam Önerileri, dengeli beslenme by admin
Duygusal dünyanızda oluşan tüm uyarılar, yemek yemeğe neden olur. Bu uyarılara cevap olarak, kendinizi yiyeceklerin güzel tadı ve yatıştırıcı etkisine teslim edersiniz. İşte, bu duruma düşmemek için basit öneriler:
-    Göz önünde yiyecek bulundurmayın.
-    Mutfakta gerektiğinden fazla zaman harcamayın, işiniz bitince çıkın
-    Daima yemek için küçük, salata için büyük tabak kullanın.
-    Yavaş ve küçük lokmalar halinde yemek yemeğe alışın.
-    Yemek yerken, televizyon ya da bilgisayar gibi, başka işlerle uğraşmayın.
-    Yiyecek alış verişini tok karnına yapın.
-    Alış verişe giderken, yanınıza yeterli miktarda para alın, kredi kartı götürmeyin.
-    Boş zamanlarda yiyecek tüketmek yerine egzersiz yapın.
-    Sabah uyanınca ve her öğünden önce ve sonra 1 bardak ılık su için.
-    Öğün atlamayın.
-    Günde 3 ana ve 3 ara öğün şeklinde beslenin.
-    Çok aç olduğunuzda ya da bir yere davet edildiğinizde gitmeden önce, salata, meyve, ayran, çorba gibi az kalori içeren besinleri tüketin.
-    Bir öğünde fazla yemek yediyseniz, diğer öğünü hafif tutun. Salata, küçük bir peynirli sandviç veya sebze yemeği yiyerek geçiştirin.
-    Kısa mesafelerde taşıt kullanmayın
-    Kızartma yerine, ızgara, haşlama ve fırınlama yöntemlerini kullanın.
-    Size yapılan ikramları reddetmeyi öğrenin.
-    Yemek konusunda ısrarcı kişilere karşı durmayı, onlara sebebini anlatarak ikna edici taraf olun.
-    Kızgınlık, öfke ve mutsuzluk hallerinde gelen yemek isteğini bastırmak için önce su için. Kendinize gerçekten aç olmadığınızı, vücudunuzun bu besinlere ihtiyacı olmadığını, o an yemek yemenin sadece zarar vereceğini telkin etmeyi öğretin.
-    Düşük kalorili ve zararsız yiyecekleri, buzdolabında hazır ve göz önünde bulundurun. Canınız atıştırmak istediğinde bu ürünleri tüketmeye özen gösterin.
-    Hazır yemekleri tüketmemeye dikkat edin. Mümkün olduğunca evde yemek yapın ve sağlıklı besinlerle pişirmeye önem verin.
kadın.tr.msn.com
  • Comments Off

Kalbiniz için çay için!

Çayın yararlı zararlı mı tartışmalarına bir araştırma da İtalya’dan geldi

İtalya’daki L’Aquila Üniversitesi’nde yürütülen ve Lipton Çay Enstitüsü tarafından desteklenen bir araştırma, sadece günlük bir bardak düzenli siyah çay tüketiminin bile kalp ve damar hastalıklarına karşı korunmaya yardımcı olabileceğini ortaya koydu.

Yapılan açıklamaya göre yaş ortalaması 33 olan ve 19 sağlıklı erkekten oluşan bir grupla yürütülen araştırmada, katılımcılara her biri bir hafta süren beş periyotluk sürelerde, beş farklı siyah çay miktarı verildi. Tüm verilen çayların kafein düzeyi sabit-standart bir dozda tutulurken, çay flavonoidlerinin dozu günlük 0 (kontrol dozu), 100, 200, 400 ve 800 mg/gün olarak uygulandı. Kişisel demleme tercihlerine de bağlı olarak, standart bir fincan çayda ortalama 100-200mg flavonoid bulunduğu göz önüne alınarak yapılan araştırma sürecinde katılımcıların doğal olarak bol miktarda flavonoid içeren besin ve içecekleri tüketmesi engellenerek sonuçların sadece bol flavanoid içeren siyah çay tüketiminin etkisini gösterdiğinden emin olunması amaçlandı.

Çalışmanın baş araştırıcısı ve bu alandaki önemli araştırmacılarından biri olan Profesör Claudio Ferri sonuçları şöyle değerlendirdi: “Çalışmamız sayesinde damar işlevinde iyileşmenin, günlük bir fincan siyah çay tüketimiyle başladığını ve bu miktarın artırılmasının daha da etkili sonuçlar verdiğini açıkça göstermiş olduk. Siyah çayın kol atardamarı üzerinde etkisini değerlendirmek üzere altın standart yöntemini kullandık ve damar genişlemesinde belirgin bir gelişme gözlemledik. Aynı zamanda, siyah çay tüketiminin kan basıncını düşürdüğü ve damar sertliğini azaltarak kan damarlarının elastik kapasitesinin arttığı gözlemledik. Tek bir fincan normal siyah çay ile başlayan damar özellikleri üzerindeki bu koruyucu sonuçlar, siyah çayın her gün çay içen kişilerde kalp ve damarlar üzerinde nasıl etkili olacağına işaret etmektedir.”

Lipton Çay Enstitüsü Araştırma Direktörü Dr. Paul Quinlan ise görüşlerini şöyle dile getirdi: “Son yıllarda, giderek artan sayıda bilimsel araştırma gösteriyor ki, düzenli çay tüketimi anlamlı zihinsel ve fiziksel sağlık yararları sağlıyor. Bu yeni çalışma, flavonoidlerin damar işlevinin sağlıklı şekilde sürdürülmesinde önemli bir rol oynadığını ve uzun vadede kalp ve damar sağlığına katkıda bulunabileceğini göstererek bir adım daha ileri gitti. Bu, düzenli çay tüketenlerin daha düşük kalp krizi riskine ve yüzde 21 daha düşük felç riskine sahip olduğunu gösteren mevcut kanıtları da desteklemektedir. Bu çalışma sayesinde, çayın sağlığımız üzerindeki rolünü, özellikle de kalp ve damar sağlığı üzerindeki yararlı etkilerini daha iyi anlamış olduk.”

(CİHAN)

  • Comments Off
Sonraki Sayfa »