Suyun yerini hiçbir şey tutmaz!

Posted on Kasım 2nd, 2009 in Sağlık, Sağlık Haberleri, Sağlıklı Yaşam Önerileri by admin

Kışla birlikte daha fazla tüketilmeye başlanan çay ve kahve, su ihtiyacını azaltmıyor.

 

Yani içtiğiniz hiçbir içecek suyun yerini tutmuyor. Mesela; uzmanlar içerdiği yüksek miktarda kafein nedeniyle kahveyi pek önermiyor. Aynı şekilde enerji içeceklerini de… Çünkü bazı enerji içeceklerinin bir şişesinde 14 kutu koladaki kadar kafein bulunuyor. Doktorlar, kahveyi sadece uyanık kalmak için tüketenleri de uyarıyor. Kafeinli içecek tüketmek, alışkanlık yapıyor

sabah

  • Comments Off

Kadın Sağlığının Dostu: Maydanoz!

Doğanın sunduğu sebze ve meyveler sağlığımız için gerekli vitamin, mineralleri karşılamamıza yardımcı oluyor. Kadın sağlığı için en faydalı otlardan biri olan maydanozu mercek altına alıyoruz.

Salatalarımıza, yemeklerimize, çorbalarımıza eklediğimiz maydanoz tam anlamıyla vitamin ve mineral deposu.

Özellikle çiğ olarak tüketildiğinde içeriğindeki faydalı maddelerden maksimum performans alabiliriz. Taze maydanozda; kalsiyum, potasyum, kükürt ve A vitamini bulunur.

Kalsiyum; kemik yapısının gelişmesi ve sağlamlığının korunması için gereklidir. Kadınların risk altında olduğu kemik erimesi hastalığına karşı maydanoz yiyerek korunabilirsiniz.

A vitamini göz sağlığını korumada en etkili vitaminlerden biridir. A vitamini yetersizliğinin önce gece körlüğüne ardından ciddi görme bozukluklarına neden olduğunu göz önünde bulundurursak önemini daha iyi kavrayabiliriz.

Kadınlarda sıklıkla görülen troid hastalığı yani troid bezlerinin düzensiz çalışmasına karşı maydanozdan destek alabilirsiniz. Kilo veremiyor ya da kilo alamıyorsanız troid bezlerinizin düzensiz çalışmasından kaynaklanabilir. Size önerimiz, bu konuda uzman doktora danışıp, gerekli hormon testlerini yaptırmanızdır.

Adet döneminde ağrılar bizi hayattan uzaklaştırır. Kendinize bir iyilik yapıp maydanoz yemeyi alışkanlık haline getirirseniz adet sancılarınızın azaldığını göreceksiniz. Özel günlerinizde maydanoz yemek kanın temizlenmesine de yardımcı olur.

Vücudumuz için olmazsa olmaz vitaminlerden biri de C vitaminidir. Hücrelerin yenilenmesini, cilt sağlığının korunmasını sağlayan C vitamini maydanozda bol miktarda bulunmaktadır. Günde bir tutam maydanoz yemek, günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılar. Suda eriyen vitaminler vücutta depolanmayıp, hemen kullanıldığı için sürekli vitamin takviyesi yapmanız gerekir. Bu nedenle maydanoz gibi C vitamini içeren sebze ve meyveleri sofranızdan eksik etmeyin.

Maydanoz; idrar yolları, böbrek ve karaciğerde biriken toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Özellikle hafif şiddette sistit sorunu yaşıyorsanız çiğ maydanoz yemek ya da 1 bardak kaynar suya birkaç maydanoz ekleyip suyunu içmek muhteşem bir çözüm olacaktır.

Sağlıklı beslenmek ve kendinizi hastalıklara karşı korumak aslında çok kolay değil mi? Bir tutam maydanoz hem ekonomik hem de mucizevi özelliklere sahip!
kadin.tr.msn.com

  • Comments Off

Kış Aylarında Doğru Beslenme!

Kışın yüzünü göstermesiyle beraber, grip, soğuk algınlığı, bronşit gibi hastalıklar da ortaya çıkmaya başlar. Yaz aylarında titizlik gösterilen beslenme düzeni, kışın gelmesiyle birlikte yerini yanlış beslenme ve hareketsiz bir yaşama bırakır.Kışın vücut ısımız düşer. Vücut normal ısısını yakalamak için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Bu yüzden kış aylarında daha fazla yemek yeme isteğimiz olur. Soğuk havalar, dışarıda yapılan aktiviteleri kısıtlar ve tüm etkilerle birlikte kilo almamız kaçınılmaz olur.

Kışı sağlıklı ve dengeli geçirebilmek için, mutlaka doğru beslenmeye başlamalıyız. Kışın vazgeçilmezleri arasında baklagiller vardır. Nohut, mercimek, kuru fasulye gibi baklagiller mutfağımızda haftada iki gün pişirilir. Protein açısından zengin bir kaynak olan baklagilleri, mutlaka protein yönünden fakir olan sebzelerle birlikte tüketerek dengelemeliyiz.

Kış mevsiminde yakamızı bırakmayan grip, soğuk algınlığı ve bronşit gibi hastalıklardan korunmak için, bağışıklık sistemimizi güçlendirmeliyiz. Bunun için, antioksidanlardan yararlanmalıyız. A,C,E vitaminleri, çinko, magnezyum bakımından zengin olan besinlere yönelmek, doğru bir yaklaşımdır. Bu aylarda bolca bulunan havuç, brokoli, kabak, Brüksel lahanası, yeşil biber, karnabahar, mandalina, maydanoz, roka, tere gibi sebze ve meyveleri tüketerek bu vitaminleri alabiliriz.

Taze sıkılmış meyve suları, gribal enfeksiyonlara karşı etkilidir. Meyve suları sıkılınca tüketilmeli ve bekletilmemelidir. Aynı durum salatalar için de geçerlidir. Hazırladığımız salataları hemen tüketmeliyiz. Bekleyen sebze ve meyveler C vitaminini kaybeder. Ayrıca ısı ve ışık gibi dış etkenlerden kolaylıkla etkilenirler.

Kış aylarında hepimizin canı sıcak içecekler ister. Bunun için çay ve kahve yerine, bitki çaylarına ve C vitamini bakımından oldukça zengin olan kuşburnu çayına yönelmeliyiz.

Yağlı yiyecekler her zaman uzak durmamız gereken yiyecekler arasındadır. Özellikle katı yağ olarak bilinen tereyağı ve margarin tüketiminden kaçınmalıyız. Yemeklere eklenecek zeytinyağı ve diğer sıvı yağların tüketiminde de dikkatli olmalıyız.

Kış aylarında haftada en az 2 kere balık yemeye özen göstermeli ve güneşli havalarda 20 dakika güneş ışığından yararlanmalıyız.

Kışın da yaz aylarında olduğu gibi egzersiz yapmaya önem vermeli, haftada 4 gün 45 dakikamızı spora ayırmalıyız.
kadin.tr.msn.com

  • Comments Off

Her Derde Deva: Karnabahar!

Sofralarımızda çorbası, salatası, kızartması ile kışın yer alan; ülkemizde bolca yetişen karnabaharın, hangi hastalıklara iyi geldiğini biliyor musunuz?

Karnabahar, kış aylarının vazgeçilmez sebzelerinden biridir. Yemek yaparken çok çeşitli seçenek sunmasının yanında, özellikle kadınlarda göğüs kanserine karşı koruyan indol-3 karbonal içerir.

Karnabaharı pişirirken, çiçeğinin yanı sıra 4-5 dal yaprağından da koyarsanız, tüm etkin maddeleri elde etmiş olursunuz. Karnabaharda C vitamini, potasyum, mineral, betakaroten ve lif bulunmaktadır. Az suda haşlayarak salata şeklinde tüketirseniz, tüm etkilerinden fazlasıyla yararlanırsınız. Ayrıca haşladığınız suyu dökmek yerine, sebze çorbası yapmak için kullanmanızı tavsiye ederiz.

Yararları:

Kansere yakalanma riskini azaltır.

Kan basıncını dengede tutar.

Afrodizyak özelliğe sahiptir.

Demir minerali açısından zengin oluşu, kansızlığı önler.

Antioksidan özelliğine sahiptir.

Kalp hastalıkları ve kalp krizine karşı koruyucudur.

Başta potasyum olmak üzere, vücuda yararlı pek çok besin maddesi içerir.

Dalak hastalıklarına iyi gelir.

Şeker hastaları için faydalıdır.

Zihinsel yorgunlukla başa çıkmanıza yardımcı olur.

Tansiyon hastaları az ve seyrek tüketmelidir.

Bedenin iyot emilimini azalttığından, özellikle az iyot alanların, iyotlu tuz tüketmeleri tavsiye edilir.

Kronikleşmiş idrar yolları enfeksiyonlarında en etkili sebzedir.

Pişirme suyunu dökmemeniz tavsiye edilir.
kadin.tr.msn.com

  • Comments Off

Migreni olanlar dikkat!

Posted on Kasım 1st, 2009 in Sağlık, Sağlık Haberleri, Sağlıklı Yaşam Önerileri, felç, migren by admin

Amerika’da yapılan bir araştırmanın ilginç sonuçları..
Amerika’da yapılan bir araştırma sık sık migren ağrısı çeken kadınların sigara içtikleri taktirde felç geçirme risklerinin iki kat arttığını ortaya çıkardı.

Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda da aynı etkinin yaşandığı görüldü. Uzmanlar “Migren ağrısı çeken kadınlar sigarayı ve doğum kontrol hapı kullanmayı bir an önce bırakmalı” dedi.

Migren nasıl tedavi ediliyor?

Tedaviyi üç başlıkta inceleyebiliriz:

1- Önce migreni kolaylaştıran nedenleri anlamaya çalışıyoruz. Migren atağının uykuyla, açlıkla ya da yemekle ilişkisini fark etmişsek önce bunların düzeltilmesini istiyoruz. Tetikleyicileri ortadan kaldırdıktan sonra en azından migren ataklarının azaldığını görüyoruz. Tabii, lodos ya da adet dönemi gibi bazı tetik faktörlerini kaldırmamız mümkün olmuyor.

2- Eğer bir kişi ayda iki ya da üçten fazla atak geçirmiyorsa sadece atak tedavisiyle olayı çözmeye çalışırız. Atak tedavisi basit ağrı kesicileri de ‘triptan’ dediğimiz migren ilaçlarını içeriyor.

3- Migren ayda üç -dörtten fazla geliyorsa atak gelmesini engelleyici tedavi planlıyoruz. Bunların içinde ‘beta bloker’ dediğimiz yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar olabiliyor. Epilepsideki bazı ilaçlar da aynı zamanda migreni çok iyi tedavi edici ilaçlar arasında yer alabiliyor. Yine depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlardan da yararlanabiliyoruz.

İlaç seçimi neye göre yapılıyor

Migrenlilerde depresyon iki -üç kat daha fazla. Bunun nedeni hastalık birlikteliği denen bir durum. Yani migrene yatkınlık aynı zamanda depresyona da yatkınlık sağlayabiliyor. Bu durumda depresyon ilaçları gündeme gelebiliyor. Benzer şekilde esansiyel tremor dediğimiz illerde ince bir titreme olan kişilerde de migreni daha sık görüyoruz. ‘Beta bloker’ dediğimiz tansiyon ilaçları hem titremeye hem de migrene iyi geliyor. Bu durumda rahat bir şekilde o ilacı seçebiliyoruz.

İlaç tedavisi ne kadar devam eder?

Sonuç alıp almadığımızı bir -bir buçuk aydan önce söylemek mümkün değil. Tedaviye yanıt alıyorsak ilaçları en az altı ay, tercihen bir sene sürdürürüz. Sonra azaltarak tedaviyi keseriz.

Tedaviden sonra ağrı tekrarlar mı?

İlaç tedavisi sırasında çoğu kişi ağrı sıklığında yüzde 50’den fazla bir düzelme tanımlıyor. İlaçlar kesildikten sonra da hastaların yarısında bir -iki sene içinde aynı şiddette olmasa da ağrı geri dönebiliyor. Bu durumda aynı tedavi uygulanıyor. Ataklar seyrekse sadece ağrı kesici ilaçlarla tedaviye devam edilebiliyor.

Akupunkturun yararlı etkisi var mı?

Araştırmalar akupunkturun üstünlüğünü göstermiyor. Hatta etkisi bile tartışmalı. Yalancı akupunktur ile gerçek akupunktur uygulanan kişilerde büyük fark olmamış. Ancak bazı kişilerin akupunktura çok iyi yanıt verdiğini görüyoruz. Yoganın da iyi geldiği hastalar var. Ama biyoenerji ya da bitkisel ilaçların tedavide yeri yok.

gerçekgündem

  • Comments Off

Kış Depresyonu!

Kış mevsimi bazen iç karartıcıdır. Güneşsiz, sisli, fırtınalı ve yağmurlu hava sizi etkilerse, ruhsal çöküntünün tetikleyicisi olabilir.

Kış ayları biraz kasvetlidir. Gündüzlerin kısalıp, gecenin uzaması sizde bazı psikolojik etkiler yaratabilir. Aşırı yeme isteği, kilo alımı, baş ağrısı, sinirlilik, uyuma isteği, öğrenme güçlüğü, cinsel gücün azalması ve çalışmada konsantre eksikliği gibi sorunlar yaşıyorsanız, durumunuz mevsimsel duygu bozukluğudur.

Bu soruna neyin sebep olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak tahminler gün ışığından az yararlanmasının etken olduğu yönündedir. Mevsimler duygu bozukluğu, kış boyunca devam eder ve ilkbahar, yaz aylarında kendiliğinden düzelir. Melatonin hormonunun uzun süren kış geceleri boyunca, fazla salgılanmasından kaynaklanan uyku artışı ve depresyona yol açtığı tahmin edilmektedir. Vücudun mutluluk hormonu olarak ürettiği seratonin, yeterli gün ışığı alınmadığı zaman üretilemez. Bu da kış depresyonunun tetikleyicisidir.

Kışın güneşsi günlerinin sürekli devam etmesi, kendinizi gerçekten çökmüş hissetmenize neden olabilir. Ancak bu durum genellikle birkaç gün ve haftayla sınırlıdır. Geçici olduğundan, bir hastalığın işaretçisi olarak kabul edilmez. Ancak yukarda saydığımız belirtiler uzun süre devam ederse, bir doktorda görünmelisiniz.

Mevsimsel duygu bozukluğunun tedavisi, depresyondan daha kolaydır. Tedavi kademeli olarak planlanır.  Işık tedavisi en çok kullanılan ve en basit yöntemdir. Hastalar, normal oda ışığından 15-20 kat daha fazla parlak olan özel bir odada, her sabah 30 dakika kadar tutulurlar. Kolay, ucuz ve yen etkisi olmayan bir tedavi yöntemidir.  Işık tedavisi, kandaki seratonin düzeyini erttırır.

İlaçlar, ışık tedavisi yerine veya ışık tedavisini destekleyici olarak kullanılır. Mevsimsel etkili rahatsızlığa neden olan, negatif düşünce ve davranışların belirlenmesi ve tedavisinde psikoterapiden de yaralanılır.

Mevsimsel depresyonu önlemek için, kış günlerinde sık sık dışarı çıkın. Parklarda ve sokaklarda dolaşın. Hafta sonlarında yeşil alanlarda, doğayla baş başa yürüyüşler yapın. Kışın tatile gidecekseniz, güneşli ve sıcak yerleri tercih edin. Odanıza mümkün olduğunca bol ışık girmesini sağlayın. Düzenli olarak egzersiz yapın. Egzersiz alışkanlığı endişeyi azaltır, zihninizi açar ve kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olur.

kadin.tr.msn.com

  • Comments Off

Domuz gribi nasıl bulaşıyor?

Posted on Ekim 26th, 2009 in Domuz Gribi, Sağlık, Sağlık Haberleri, Sağlıklı Yaşam Önerileri by admin

İstanbul Tabip Odası, domuz gribi salgını hakkında herkesin bilmesi gereken kuralları açıkladı.
Pandemik influenza H1N1 salgını bu yıl Nisan ayının sonlarında başladı ve 6 ay içinde 400 000’e yakın olgu ve 4500 ölüm saptandı. Türkiye’de saptanan olgu sayısı 480’dir. Dünya Sağlık Örgütü, bu hızlı yayılma nedeniyle, pandemi düzeyini 6’çıkardı.
Kuş gribi salgınında pandemi düzeyi 4’te kalmıştı.

Pandeminin 6 olması, artık her ülkede salgının başlayabileceği anlamına gelmektedir. Olguların dışarıdan geleceğini düşünmek yanıltıcı olacaktır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Pandemik İnfluenza H1N1 salgını son 50 yılın en önemli salgınıdır.

Hastalığın seyri

Salgının yaygın olması, ölüm oranının yüksek olduğu anlamına gelmez. Ölüm oranı % 1.2 kadardır. Özellikle gebeler ve aşırı kilolu olanlarda ölüm oranının daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Ölümler, kronik hastalığı olanlarda daha yüksektir. Belirtileri mevsimsel gribe benzer, ateş, öksürük, boğaz ağrısı, yaygın vücut ağrıları, başağrısı, titreme ve yorgunluk ön plandadır. Bazı kişilerde ishal ve kusma görülür. Zatürreye bağlı ciddi hastalıklar ve ölümler olabilir.

Bulaşma özellikleri

Pandemik İnfluenza H1N1 infeksiyonu, 1-3 günlük kuluçka süresinden sonra başlamakta ve hastalık 3-7 gün sürmektedir. İnsandan insana hapşırma ve öksürme ile saçılan damlacıklar yoluyla yayılır. Ayrıca el teması da önemlidir. Hasta olan kişiler belirtiler görülmeden bir gün önce ve hastalık boyunca infeksiyonu yayabilirler.

Tanı

İnfeksiyonun tanısı moleküler teknik (PZR) ile konulmaktadır. Bu test bu konuda özelleşmiş merkez laboratuvarlar tarafından yapılmaktadır. Her olguda laboratuvar tanısının konulması da gerekmez. Özellikle infeksiyonun yayılmasının önlenmesi için testlerin yapılması önemlidir. Grip tanısında kullanılan diğer hızlı testlerin H1N1 gribi için duyarlılık ve özgüllükleri düşüktür ve hastalığın tanısında yeri yoktur.

Tedavi

Tedavide klasik gripte olduğu gibi oseltamivir veya zanamivir kullanılır. Bu ilaçlar belirtiler görüldükten sonra ilk 2 günde kullanılmalıdır. Ilaçlar doktor kontrolünde kullanılmalı, grip için risk gruplarına tedavi uygulanmalıdır. Ayrıca belirtilere yönelik ilaçlardan da yararlanılabilir. Ağrı kesici olarak aspirin kullanılmamalı, parasetamol tercih edilmelidir. Korunma amaçlı olarak, örneğin yurt dışına giderken ilaç alınması önerilmez.

Aşı

Mevsimsel influenza aşısına ek olarak influenza H1N1 aşıları uygulanacaktır. İnfluenza H1N1 aşısı gereken riskli gruplar;

1. Altı aydan 24 yaşa kadar olanlar

2. Altı aydan küçük bebeklere bakanlar

3. Gebeler (Gebeliğin her döneminde)

4. 24-65 yaş arasında kronik hastalığı olanlar

5. Sağlık çalışanları

Aşının, yapıldığı gün ortaya çıkan hafif belirtiler (ateş, aşı yerinde şişlik ve kızarıklık, koltukaltı lenf düğümlerinin şişmesi) dışında ciddi yan etkisi yoktur. İleride ortaya çıkacak yan etkiler ise bugünden bilinmemektedir. Aşılar, eczanelerde satılmayacak, Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanacaktır.

gerçekgündem

Aşı mevsimsel grip aşısının üretildiği yöntemle üretilmektedir. Uzun süredir deneyimin olduğu bir aşı olduğundan yan etkilerinin benzer olacağı düşünülmektedir. Aşıda koruyucu olarak timerosal yer almaktadır. Bazı firmalar aşının koruyucu –antikor- yanıtını artırmak üzere aşıya katkı maddesi (adjuvan) eklemektedir. Bu madde de yine uzun süredir aşı üretiminde kullanımda olan bir maddedir.

Aşı, mevsimsel grip aşısı ile birlikte ya da daha sonra uygulanabilir.

Kişisel Korunma

En etkin önlem ellerin yıkanmasıdır. Genel sağlık önlemlerine dikkat etmek gerekir, uykusuz kalınmamalı, fiziksel aktivite sağlanmalı, günlük stres kontrol edilmeli, bol sıvı ve besleyici gıdalar alınmalıdır. Hasta kişilerle yakın temastan kaçınmalıdır. Cansız yüzeylerin çamaşır suyuyla silinmesi yeterlidir.

Başkalarına bulaştırmamak için ne yapmalı?

· Öksürürken ve hapşırırken ağız ve burun kapatılmalıdır. Kullanılan mendiller hemen çöpe atılmalıdır.

· Eller sabunlu suyla yıkanmalı, su ve sabuna ulaşılamazsa alkollü temizleyiciler kullanılmalıdır. El hijyenine uyulması en önemli kontrol önlemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

· Eller ağız ve buruna götürülmemelidir, virus bu yolla yayılabilir.

· Hastalardan uzak durulmalıdır.

· Hastalanınca vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır.

· Hastalanınca okula ve işe gidilmemesi önerilir.

Bu süreçte öncelikle yapılması gerekenler;

1. Salgına yönelik çalışmalar ve hesaplamalar saydam bir şekilde sunulmalıdır. Sunulan hesapların referansları ortaya konulmalıdır.

2. Aşı hakkında detaylı ve dogru bilgilendirme yapılmalıdır

3. Milli Eğitim Bakanlığı, okullardaki el yıkama koşullarının iyileştirilmesini hedeflemelidir.

gerçekgündem

  • Comments Off

Sigara tiryakilerine kötü haber!

Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tevfik Özlü, iftarda üst üste içilen sigaranın kolesterolün yükselmesine neden olduğunu, damarda pıhtı oluşması nedeniyle ani kalp spazmları yaşanabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Özlü, ramazan ayının sigarayı bırakmaya niyetli olan kişiler için büyük bir fırsat olduğunu belirterek, iftarını sigarayla açan vatandaşların ani kalp krizi, damar sertliği ve damar tıkanlığı gibi risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Toplumun sigara içmediği bir ortamda sigarayı bırakmanın daha kolay olacağını söyleyen Özlü, şöyle konuştu:

“Aslında esas olay zihinde başlamaktadır. Kişi gün boyu sigara içmeme kararlılığına sahip olduğu için ne kadar kararlı olursa olsun sigarayı aramaz. Örneğin 14 ile 15 saat hiç sigara içmeden dayanabilir. Oysa bu kişiler normal hayatlarında oruçlu olmadıkları zaman birkaç saat sigara içmeden duramaz. Burada esas olan, kişinin karar vermesi. 15 saat sigarasız kalabilen bir kişi, 24 saat de istese sigarasız kalabilir. Önemli olan bu kararlılığa varmasıdır.”

Ramazan ayında genellikle iftar yemeklerinin ağır ve yağlı olduğunu belirten Özlü, üst üste sigara içilmesinin de kalp hastalıklarına davetiye çıkardığını kaydetti.

Özlü, “İftarda üst üste sigara içilmesi kolesterolün aşırı yükselmesine, damarda pıhtı oluşmasına ve ani kalp spazmlarına neden olabilir. Bu nedenle tiryakilere iftarda acele etmemelerini ve üst üste sigara içmemelerini öneriyoruz. Ramazan ayı onlar için büyük bir fırsattır. Dilerlerse bu ayda sigaradan kurtulabilirler” diye konuştu.

AA

  • Comments Off

Kronik böbrek hastalığı kadınlarda daha sık görülüyor!

Türk Nefroloji Derneği (TND) tarafından yapılan araştırmada, kronik böbrek hastalığının kadınlarda daha sık görüldüğü, yaşlanma ile hastalık riskinin arttığı belirlendi.

TND Başkanı Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar, TÜBİTAK ve Sağlık Bakanlığınca desteklenen ”Kronik Böbrek Hastalığı Araştırması”na ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, hastalığın, giderek artan bir toplum sağlığı sorunu olduğunu bildirdi. Süleymanlar, hastalığın ”böbrek fonksiyonlarında en az 3 aydır devam eden azalma veya böbrekte zedelenme varlığı” ile tanımlandığını belirtti.

Erken tanı ve tedavi ile bazı komplikasyonların önlenebildiğini ya da gelişmesinin geciktirilebildiğini ifade eden Süleymanlar, özellikle semptomların silik olduğu erken evrelerde tanının konulamadığını ve bu nedenle tedavinin geciktiğini kaydetti.

Bu projenin asıl amacının Türkiye’de erişkinlerde kronik böbrek hastalığı prevalansının coğrafi bölgelere, cinsiyete ve yaş gruplarına göre saptanması olduğunu belirten Süleymanlar, ayrıca bu popülasyonun 3-5 yıl boyunca izlenmesiyle Türkiye’de erişkinlerde kronik böbrek hastalığı hızı ve seyrinin saptanacağını ifade etti.

Süleymanlar, bu araştırmayla ayrıca Türkiye’de erişkinlerde kronik böbrek hastalığına eşlik eden hipertansiyon, diyabet, obezite, metabolik sendrom, hiperlipidemi, hiperürisemi gibi yüksek kardiyovasküler risk nedenlerinin dağılımlarının belirlenmesinin hedeflendiğini kaydetti.

Bu çalışma sonucunda toplanan verilerle, risk gruplarının belirlenebileceğini, erken tanı ve tedavi yaklaşımlarının planlanarak kronik böbrek hastalığına erken evrede müdahale edilebileceğini belirten Süleymanlar, şunları kaydetti:

”Bu çalışma esas olarak TND’nin bir projesi olup, TUBİTAK ve Sağlık Bakanlığı tarafından da desteklenmiştir. Projemizin laboratuvar çalışmaları ve tetkikleri, Fresenius Madical Care’in uluslararası akreditasyona sahip İzmir’deki biyokimya laboratuvarında gerçekleştirildi.

Türkiye’de 18 yaşın üzerindeki popülasyonda kronik böbrek hastalığı oranının belirlenmesi amacıyla planlanan bu çalışma, yaş, cins, yerleşim yeri ve bölgeleri temsil edecek şekilde 10 bin 872 kişi üzerinde gerçekleştirildi. Saha çalışması yurt sathında bölgeleri temsilen 23 ilde yaklaşık 2,5 yıl içinde tamamlandı. Olgulara yapılan ankette demografik, diyetle ilgili, sosyoekonomik, mevcut hastalıklar, aile öyküsü ve diğer tıbbi bilgiler sorgulandı. Bunun yanında tarama sırasında boy, kilo, kan basıncı ve karın çevresi ölçümleri gerçekleştirildi. Daha sonra alınan kan ve idrar örneklerinde böbrek fonksiyonları, idrarda protein tayini ve metabolik profille ilgili testler biyokimya laboratuvarında ölçüldü.”

-PROJENİN SONUÇLARI-

Süleymanlar, toplanan klinik ve laboratuvar verilerinin kesin olmayan ilk değerlendirme sonuçlarına göre, kronik böbrek hastalığının Türkiye’de sık rastlanan önemli bir sağlık sorunu olduğunu gözler önüne serdiğini belirtti.

”Ülkemizdeki genel yetişkin popülasyonundaki kronik böbrek hastalığı sıklığı yüzde 17.6 olup, her 6 kişiden birisi bu hastalıktan etkilenmektedir” diyen Süleymanlar, şunları kaydetti:

”Kritik evre olarak kabul edilen 3 ve 5. evrelerdeki hasta oranı ise yüzde 5.4 düzeyinde olup yaklaşık 2.5 milyon kişiyi ilgilendirmektedir. Böbrek hasarının bir göstergesi olan mikroalbüminüri oranı yüzde 11.5, makroalbüminüri oranı ise yüzde 2.3 bulunmuştur. Kronik böbrek hastalığıyla ilgili bu oranlar birçok batı ülkesindeki orandan yüksektir. Kronik böbrek hastalığının kadınlarda daha sık olduğu, yaşlanma ile hastalık riskinin belirgin şekilde arttığı, kırsal bölgede yaşayanlarda riskin daha fazla olduğu ve ayrıca Marmara ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan insanlarımızda kronik böbrek hastalığı oranlarının daha yüksek görüldüğünü tespit ettik.

gerçekgündem

  • Comments Off

Niçin su içmeliyiz?

Posted on Ağustos 31st, 2009 in Sağlık, Sağlık Haberleri, Sağlıklı Yaşam Önerileri by admin
Neden bu kadar su içmeliyiz? Yeteri kadar su içmezsek ne olur?

“Her gün 8 bardak, 10 bardak ve hatta daha fazla su için” sözlerini her zaman her yerde duymuşsunuzdur. Peki neden bu kadar su içmeliyiz? Yeteri kadar su içmezsek ne olur?

Vücudumuzun üçte ikisinin sudan oluştuğunu söyleyen Amerikan Ulusal Tıp Kütüphanesi yetkilileri, suyun vücudu yağladığını, tükürük oluşturmaya, vücudu sağlıklı bir sıcaklıkta tutmaya ve kabızlığı önlemeye yardımcı olduğunu belirtti.

Vücut, yediğimiz ve içtiklerimizden suyu metabolizmanın yan ürünü olarak temin ediyor.

Sade su içmek, şüphesiz en iyi seçenektir. Meyve suyu, süt ve çorba gibi içecekler bir miktar su sağlarken, kafeinli içecekler ve alkol ise idrar söktürü olduğu için vücudumuzdan sıvıyı atar, bu nedenle bu içecekler tercih edilmez.

Günde en az 150-250 gram su içilmesini öneren yetkililer, yeterince su içilmediği takdirde dehidrasyon oluşabileceğini, bunun da hayatınızı tehlikeye atacak boyutlara ulaşabileceğini belirtiyorlar.

Zaman

  • Comments Off
Sonraki Sayfa »